<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6151760311435619137</id><updated>2012-01-10T14:19:12.239+01:00</updated><category term='pomaks'/><category term='pomaklar'/><category term='pomak nufusu'/><category term='pomatsi'/><title type='text'>Pomak Tarihi</title><subtitle type='html'>Pomak Tarihi Hakkında Yazılanlar ve Yazdıklarım.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Pomak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05442413693048551903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SdyrmIXELYI/AAAAAAAAAWE/PS1xlF-yCr0/S220/ikenar....jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>16</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6151760311435619137.post-5335443099348724042</id><published>2012-01-10T14:17:00.000+01:00</published><updated>2012-01-10T14:19:12.246+01:00</updated><title type='text'>Pomaklar Üzerine Düşünceler-4-</title><content type='html'>9) Son olarak ta Pomakların dini kutlamaları, ve bunlara bağlı diğer geleneklerin ne kadar Türklerle aynı olduğundan dem vurulup bundan dolayıda Pomakların Türklüğünün ispatı olarak kullanma eğilimi oldukça yüksek.&lt;br /&gt;Aslında olay çok basit olmakla beraber ,kısaca durumu şu şekilde açabiliriz.: Bir toplum bir dini benimsediği zaman onu bir bütün olarak benimser. Tabii kendine göre de yorumlayabilir ama bunun için sayısal olarak kalabalık, etnik olarak bağımsız, iklimsel olarak farklı bir doğaya sahip olabilmelidir ki bağımsız ve kendine özgü bir yorum yapabilsin(asya ülkelerindeki yorum ile,afrikadaki müslümanların yada araplarının yorumlarındaki farklar gibi).&lt;br /&gt;Bulgaristanda, Bulgarların altında yaşayan bir azınlık, Türklerin yönetimi altında bir yöre insanı olması bunlara izin vermez. Türkleri ve Türk-İslam adetlerini adapte etmekten başka seçeneğiniz kalmaz.Buna birde eskiden beridir balkanlarda islamiyete geçen kesimlere hristiyan topluluklar tarafından Türkleştiler gözüyle bakılması ve bunun kafalarda oluşturacağı düşünsel şekillemeyi siz düşünün.Heleki bu kesim pomaklar gbi,bölge topluluklarının dönemin milliyetçilik akımlarının etkisine girip bu dalgayı yükseltmesine rahmen, kendilerinin dini yanlarına sarılmış olmaları ve akabinde tabiki islami anlamda kendilerine yakın olan guruba benzeme eğilimi doğuracaktır.&lt;br /&gt;Aynı zamanda şu gerçeklikte varki ,Pomakların kendi islam yorumunu yaratma koşullarının olmaması doğal olarak islamı getiren kesimin getirdiği haliyle aynısını kabul etmesi sonucunu doğuracaktır.Buda dini adet ,görenek vb her konuda banzeşmeleri beraberinde getirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında benzeşilen taraf ortak islam kültürüdür,türklük vb. değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü Osmanlıda etnik sınıflaşma din birliği içinde olan guruplar arasında çok belirgin bir şekilde yoktu.Sonradan ortaya çıkıp yükselen bir milliyetçilik bilinci meyadana gelmiş ve bunuda herkez biliyorki Osmanlının dağılmasına sebebiyet vermiştir.&lt;br /&gt;Dolayısıyla Bulgaristanda Pomak halkının zorla isim değiştirme kampanyalarına karşı direniş göstermelerini ,isimlerini vermemelerini yada geri almak istemelerini Pomaklar Türk isimlerini geri istiyor gibi sığ bir anlayışla değerlendirmemek gerekiyor.Ali,ayşe,fatma,ibrahim vb. çoğaltabileceğimiz isimler Türk isimleri değil ,islamiyetle birlikte müslüman toplumlarda ortaklaşmış isimlerdir.Pomaklar isimlerini korumaya çalışırken ,aslında dinini koruma kavgası veriyordu.Bundan farklı anlamlar çıkarmak abes-i iştikaldir.Olay bu kadar basit iken ,yapılan şey çok açık ve net olarak bilinçli çarpıtmadır.&lt;br /&gt;Bu arada başka bir yazıda bir Bulgar milliyetçisi de Pomaklarda hala kullanımda olan bazı Hıristiyan kökenli adetlerden bahsetmişti. Buyrun buradan yakın. Hem Sünni, ama Alevi adetleri de var, hem de bazı hıristiyan adetleri var ,ama-Maşallah, öte yandan Orta asyalı Samanist olduğu için lezzet katsın diye bir tutam da Samanizm katalım.&lt;br /&gt;Bu durum mantıklımı sizlerce?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk tarafı ve Bulgar tarafı yıllardır aynı hataları yapıp duruyorlar.Bir taraftan sahip çıkıyormuş gibi görünen, ama öte yandan da küçümseyen, kendi gölgesinin dışına çıkmasına izin vermeyen yaklaşım en tehlikelisi ve acımasızıdır.&lt;br /&gt;Bulgar tarafı sizler Bulgar müslümanlarsınız ,ayrı kimlik değilsiniz derken ,diğer yandan hristiyanlaştırma faalliyetlerine ve zorla isim değiştirme saldırlarına hiç son vermiyor.Aksine geçmiş yıllarda uygulanan baskı politikalarını hepimiz gördük.&lt;br /&gt;Bumu kardeşlik?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk tarafı aynı şekilde kardeşiz diyor ama yıllardır Bulgaristanda yapılan baskı ve katliamların sadece Türklere yapıldığını büyük bir pişkinlikle söylemekten çekinmiyor.Ve daha da öteye giderek pomak yok hepimiz Türküz demeye olayı getiriyor.&lt;br /&gt;Yani sen kardeşimsin ama senin hiçbir hakkın olmayacak,sen kardeşimsin ama sen dilini konuşmayacaksın,sen kardeşimsin ama senin isminde benimle aynı olacak,sen kardeşimsin ama ben neyi yapıyorsam sende onu yapacaksın,kendine ait hiçbirşeyin olmayacak,sen kardeşimsin ama senin adın hiçbiryerde geçmiyecek.&lt;br /&gt;Bumu kardeşlik?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum,bir maço erkeğin kadın hakları konusunda nutuk çekip sonra da eve gidip karısını dövmesi gibi bir şey olsa gerek. Şükür ki günümüzün ortalama insanları dahi böyle dogmatik saçmalıkları içgüdüleri ile seziyor ve pey vermiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında tüm bu yazılardan sonra Pomakları iki kelimede özetlemek gerekirse.&lt;br /&gt;Pomaklar: özel bir etnik kökenden olmayan slav etnik kökeninden olan, inanç,dil, ve küreltürel olarak( Tıpkı Sırp-Hırvat-Boşnak-Sloven ayrışmaları gibi ) birlikte yaşadığı slavik guruplardan ayrılarak kendi kimliğini bulmuş ,küçük bir halk gurubu.Yani içinde yetiştikleri toplumlardan –zaruret ya da tercih sonucu- şu yada bu ölçüde başkalaşmış bir halk.&lt;br /&gt;Nasıl, böyle bir tez çokmu absürt kaçıyor Pomakları anlatmaya? Pan-Türkist değil! Pan-İslamist değil, Türk düşmanlığı heyulasından eser yok! Toplumsal olguların ve değişimlerin çevre, koşullar, ilerleme, sanayileşme, iletişim, eğitim, bağımsızlık hareketleri gibi unsurlardan etkilendiğini hesaba katarak ,tarih içerisinde kendi yolunu cizmiş ( yaklaşık bin yıldan fazla bir süre) uyumlu özünü yaşamak isteyen bir halk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl soru şu:Bu halkı hala cebinizde cerez olarak görmekten ne zaman vazgeçeceksiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni en çok rahatsız eden şey: Egemen ulusların `Patronising’ bir hava içinde bizim ne olduğumuzu bize dikte etmeleri ve kendi çağdışı-dar kafalı milliyetçilikleri adına bir skor yapmak için kullanmaları. Bu meyanda da kör gözüm parmağına örneği, çıplak gerçekleri manipüle etmeleri. Ondan sonrada hiç birşey olmamış gibi kardeşlik senaryoları çizmeleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son sözümün şu olmasını diliyorum: Osmanlı Toplumunun üyeleri idik. Bütün dini kimlik taşıyan çok uluslu imparatorluklarda olduğu gibi Osmanlılarda da düzineler dolusu ulus, etnik ve sosyal gurup vardı. Onların çoğu hala var! Mesele onları görüp takdir edebilmekte.Üstlerini örtüp, inkar edip, tek tipleştirmekte değil.&lt;br /&gt;Yapılması gereken varolan bir Pomak varlığını tanıyıp, takdir etmek, yaşadıkları yörelerde topluma kattıkları zenginliğin tadına varmaktır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lütfen artık şunun farkına varın: Pomaklar dünyanın en yüce, en aşağılık ulusu, gurubu, dini ya da milliyeti değildir. Pomaklar dünyanın nispeten şanslı bir yöresinde yerleşip ,zuhur etmiş, kendi halinde, kalender, yaşamı seven ve `ala-i küllihal[9]‘ yaşamlarına bağlı kendi halinde bir halktır.Onca yaşatılan acılara ,sürgünlere rahmen bile kimseye kin tutmayacak kadar erdemli bir halktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bırakın da biz kendimiz olalım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrahim Kenar / 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[9]=”her durumda allah’a hamd olsun” anlamında bir söz.&lt;a href="http://www.eksisozluk.com/" target="_blank" modo="false"&gt;http://www.eksisozluk.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://pomaknews.com/?p=4328"&gt;http://pomaknews.com/?p=4328&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6151760311435619137-5335443099348724042?l=pomaktarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/feeds/5335443099348724042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6151760311435619137&amp;postID=5335443099348724042' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/5335443099348724042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/5335443099348724042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/2012/01/pomaklar-uzerine-dusunceler-4.html' title='Pomaklar Üzerine Düşünceler-4-'/><author><name>Pomak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05442413693048551903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SdyrmIXELYI/AAAAAAAAAWE/PS1xlF-yCr0/S220/ikenar....jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6151760311435619137.post-9014004068853619882</id><published>2011-05-02T14:51:00.001+01:00</published><updated>2011-05-02T14:53:25.421+01:00</updated><title type='text'>Pomaklar Üzerine Düşünceler-3-</title><content type='html'>&lt;div&gt;6)- Yine Pomak Türkleri yazısından alıntı yaparak düşüncelerimizi açıklamaya devam edelim.Cin fkirli yazarımız aynen söyle devam ediyor:“…Ancak, ilginç olan husus, Pomak adının, XİX ncü yüzyılda ortaya atılmış olmasıdır. Aynı dönemde, doğudaki soydaşlarımıza “Kürt” adı ile hitap edilerek Türkler arasında bölücülüğün yapılması, ……… Osmanlı Devleti’ni parçalayabilmek maksadıyla batılılar tarafından icat edilmişlerdir…..”&lt;br /&gt;Bu kadarına da pes demiyen çıkacakmıdır acaba merak ediyorum.Onca ilerlemeye, çağdaşlaşmaya rağmen, bütün Dünyayı Türklere düşman ve tuzak hazırlamaya çalışıyor gören çağdışı bir zihniyet. Devletin dahi Kürt etnisitesini kabul ettiği ve Türkiyedeki etnik ulusların varlığını kabul ettiği bir dönemde post-kapitalist çağda feodal etnik birlik safsatasından başka birşey değildir.Ayrıca Kürt vardır yoktur, konusuna çok fazla yer ayırmak bile yazıdaki iddiaya haketmediği değeri vermek olacaktır. Bizi asıl ilgilendiren konu Pomaklar olduğuna göre yazara batılı kaynaklardan değilde,direk Osmanlı kaynaklarından alıntılar yaparak cevap vermek en doğru tavır olacaktır. Alıntılar: l-) ”…Gümülcine’ye bağlı “Koşukavak ve Ahiçelebi Pomakları Hıristiyanlaştırılmaktan kurtulmak isteyince, sınırlar açıldı ve gelenler uygun yerlere nakledilerek iskân edildiler…” [4] ll-) ”…93 Harbi’nden sonra hicrete mecbur kalan Pomaklar, Türkiye’de çeşitli mahallelerde iskân edilir edilmez, gönüllü olarak askere alınmak istemişler ve hemen Ordu’ya katılmışlerdır…” [5]&lt;br /&gt;lll-) ”….Bu baskılar üzerine, harp bittikten sonra da Pomaklar kendi belki de bin yıldır yaşadıkları Anavatan’larından “Müslüman kalmak için” hicret etmek istemişlerdir. [6]&lt;br /&gt;lV-) ”….Istanmak Sancağı Pomakları hududu geçmek isteyince, buradaki Osmanlı Askerleri ateş açarak gelmelerini engellemek istemiştir…”[7]&lt;br /&gt;Aslında bu tür alıntıları bulup aktarmak çok fazla zor değil.Yeterki gözlerimiz gerçekleri görmek istesin.Ayrıca bu alıntılardan sonra, kalkıpta Pomak isimlendirmesinin batılıların Osmanlıyı parçalamak için ortaya attığı bir yalandan ibaret olmadığını ,Osmanlının bizzat kendisinin tuttuğu kayıtlarda Pomakları tanıdığını çok net görebiliyoruz. 7)- Bu konularda sürekli ısıtılıp ısıtılıp ortaya sürülen diğer bir konuda: “”..Pomaklar aslında yüzyıllar önce Osmanlı tarafından ve Konya bölgesinden balkanlara gönderdiği yörüklerin torunlarıdır..” tezleri .&lt;br /&gt;Bu konuya şu şekilde bir açıklama getirilebilir diye düşünüyorum. ”……Bildiğimiz kadarı ile Pomaklar Balkanların yerlileridir. Çok dağınık yaşarlar ve Konya dan ya da Karamanoğlu olarak Balkanlara gelen insanların [Osmanlı yönetimi altında gelmişlerse] dağlara yerleşip çok fakir bir yaşam sürmeyi kabul etmelerini destekleyecek hiç bir gerekçe yoktur. Hani gelip yerleştikleri yöreleri yönetmek için yerleştirildiler dense, o zaman anlarım, ama o zaman da başka sorunlar çıkar: Örneğin: Kendi dillerini yaygınlaştırmaları ya da yaşatmaları?? Böyle bir durumda da işleri güçleri yokmuş gibi Türkçe ya da Karamanlı dilini [ki Rumca konuşan Türkler idi] bırakıp Slav dilini uyarlamaları ve konuşmalarının açıklanması çok zor bir konudur. Zaten mali açıdan da Osmanlılar için makul bir şey değil: Verimli olan Balkan topraklarına niye Türkiyeden nüfus yerleştirsinler ki? O zaman gayrimüslimlerden daha yüksek öşür ve zeamet alınıyordu ve Osmanlılar Balkan Topraklarında Müslüman olmak isteyen nüfusları dahi caydırıcı davranıyorlardı… …”[8]&lt;br /&gt;&lt;a href="http://pomaknews.com/wp-content/uploads/2011/04/Balkanlarda-Yöruklerin-dagilimi.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://pomaknews.com/wp-content/uploads/2011/04/Balkanlarda-Yöruklerin-dagilimi.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Ayrıca sanırım es&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-ONayLdua4cg/Tb63N5RN3YI/AAAAAAAAAsw/Y0OsaTwtGVE/s1600/Balkanlarda%2BY%25C3%25B6ruklerin%2Bdagilimi.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 238px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5602116435834690946" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-ONayLdua4cg/Tb63N5RN3YI/AAAAAAAAAsw/Y0OsaTwtGVE/s320/Balkanlarda%2BY%25C3%25B6ruklerin%2Bdagilimi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;ki TTK Başkanı Y. Halaçoğlunun 16.yy ortalarında Balkanlardaki yörük guruplarının ocak ocak dağılımlarını gösterdiği harita yeterli bir referans olmaktadır.Zira bu haritaya göre Pomakların, günümüzde Bulgaristanda çoğunlukta olduğu bölgelere herhangi bir yörük yerleşiminin yapılmadığı çok net bir şekilde görülmektedir.&lt;br /&gt;Tabiki yörüklerin olduğu bölgelerde de Pomaklar da vardı ,bu durumda şimdiki Pomakçaya girmiş Türkçe kelimelerin hangi yollarla Pomakçaya girdiği noktasına açıklık getirmektedir.Günümüzde de bu bölgelerin Pomakçası içerisinde daha fazla türkçe kelime barındırırken Yusuf Hallaçoğlunun haritalarına göre yörük Türkmenlerinin yerleştirilmediği bölgelerde yaşayan Pomaklarının Pomakçası çok duru bir şekilde kendini günümüze dek koruduğunu görülmektedir.8)- Pomakların (yunanistanda) Türklere yakın olan kesimlerinde ve Türkiyenin meriç ipsala ilçeleri arasında 2-3 köy Aren Pomakları olarak adlandırılır.Yunanlılar bu ismin antik grek kavimlerinden ”Agriyani” kavminden geldiğini iddia etti.Buna karşılık(bu güne kadar tabiki türk tarafının böyle bir tezi yoktu) Türk tarafı eğer Pomakların kökleri Agriyanilere dayanıyorsa, bu kavim antik grek kavmi değil ”İskit” kavimlerinden birisidir,iskitlerde türk boylarındandır ( ?) ,dolayısıyla Pomaklar Türk kökenlidir diye bir mantık(sızlık) silsilesini Arkeolog Ercan ÇOKBANKİR ortaya attı.Olay tamamen Yunan agriyani tezlerine cevaben ısmarlama olarak hazırlandığı apaçık ortadadır.Yani tarihçi bakışıyla tarafsızlık içerisinde değil,Yunanistan iddialarını nasıl çürütürüm düşüncesiyle kaleme alınmış düşünceler olarak karşımıza çıkmatadır.Buda yazılanların hiçte bilimsel ve gerçeklerle örtüşmeyeceği sonucunu doğurmaktadır. Gelelim gerçekliğe.Pomakların genel nüfusu içerisinde Aren Pomakları denilen kesim %10 u ancak temsil ediyor.Bu temsiliyet Batıtrakyanın ovalarında yerleşmiş kesimler ve dediğim gibi ordan mübadele ile gelip Edirnenin ilçelerine yerleştirilmiş 2-3 köyden ibarettir.Genel Pomak kitlesi rodoplular ve lofçalılar olarak (Torbshleri ve Goranları unutmamak lazım) büyük iki ana kola sahiptirler.Şimdi Batıtrakyadaki Aren isimlendirmesini ele alıp (Aren isimlendirmesinin nereden geldiğide yapılmış araştırmalarlada ayrıca netlik kazanmıştır.Başka bir başlık altında bu konuyu işlemekte fayda var diye düşünüyoruz) tüm Pomak kitlesi Aren Pomaklarına dayanır demek hiçte aklı selim bir davranış şekli değildir.Aslında bu tezin bir an doğru olduğunu düşünsek bile ,bu sefer kumanlılık tezinin savunucusu sayın H.Memişoğlunun tezini çürüten bir tez haline geliyor. Şöyle ki ,H.Memişoğlu gibiler ve devletin resmi tezi Kuman Peçenek guruplarıdır.Oysa arkeolog Çokbankir bey iskitlere dayandırıyor, yani farklı bir boy,iki farklı köken karşımıza çıkıyor.Herşey gün gibi ortadayken hala Pomak Türkleri diyenler nedense Memişoğlu ve Çokbankir ın Pomaklar üzerine yazdığı, ama tamamen birbirinin zıttı olan iddiaları içeren yazılırını ,hiç okumadan referans göstermek cahilliğe düşmeyede devam etmektedirler. Şimdi sonuç itibariyle Türkler desek bile ,Pomakların kökeni nedir?İskit kökenlimi?,Kuman kökenlimi? yada Konyadan Osmanlının balkanlara yerleştirdiği Konya-Karaman Türklerimi?Türk tarafı önce bu çelişkilerini ortadan kaldırsın ,sonra karşımıza çıkıp Pomakların kökenine ilişkin kimlik tespitinde bulunsun.&lt;br /&gt;Devam edecek………………&lt;br /&gt;———————————————-&lt;br /&gt;[4]-BOA. DH. İD. dosya: 85, gömlek: 44&lt;br /&gt;[5]-BOA. A. AMKT.MHM.dosya:763 ,gömlek:13&lt;br /&gt;[6]-BOA. DH. MKT. dosya: 421 gömlek: 105 – 25 Receb 1319 (07.11.1901)[7]-BOA. DH .MKT. dosya: 2565, gölek:1, 23 Şaban (04-12-1901)[8]-Azgelismislik surecinde Turkiye, Yazar: Stefanos Yerasimos&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://pomaknews.com/?p=4282"&gt;http://pomaknews.com/?p=4282&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6151760311435619137-9014004068853619882?l=pomaktarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/feeds/9014004068853619882/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6151760311435619137&amp;postID=9014004068853619882' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/9014004068853619882'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/9014004068853619882'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/2011/05/pomaklar-uzerine-dusunceler-3.html' title='Pomaklar Üzerine Düşünceler-3-'/><author><name>Pomak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05442413693048551903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SdyrmIXELYI/AAAAAAAAAWE/PS1xlF-yCr0/S220/ikenar....jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-ONayLdua4cg/Tb63N5RN3YI/AAAAAAAAAsw/Y0OsaTwtGVE/s72-c/Balkanlarda%2BY%25C3%25B6ruklerin%2Bdagilimi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6151760311435619137.post-6773965111838634339</id><published>2011-04-19T16:12:00.002+01:00</published><updated>2011-04-19T16:13:41.477+01:00</updated><title type='text'>Pomaklar Üzerine Düşünceler-2-</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-1OoHwRXa8UI/Ta2mjsGcuOI/AAAAAAAAAsI/PSbZ1xuwp3o/s1600/pomaknews%2Bhaykirmasi.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 234px; FLOAT: left; HEIGHT: 238px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5597313043955235042" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-1OoHwRXa8UI/Ta2mjsGcuOI/AAAAAAAAAsI/PSbZ1xuwp3o/s320/pomaknews%2Bhaykirmasi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; İbrahim Kenar /Mart-Nisan/2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://pomaknews.com/wp-content/uploads/2011/04/pomaknews-haykirmasi.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Vicdanlı ve adil düşünceli bir insan şu unsurları göz önüne almalıdır:&lt;br /&gt;a) Pomaklar dağlık yerlerde yaşayan, şehir yaşamından uzak guruplardır(Günümüzdeki şehilere zorunlu göç olgusu göz önüne alınmamıştır). Dolayısı ile dillerinin daha köylüce, basit olması kaçınılmazdır. Aynı sebeple de teknik terimleri, yaşamlarında kullanmadıkları ifadeleri başka dillerden ödünç almaları da çok doğaldır. Türkiyede bir araba ya da bilgisayar reklamına bakın, ne dediğimi daha iyi anlarsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b) Aynı şekilde, Türkiyede konuşulan (en azından bizim konuştuğumuz Pomakça) Bulgaristan’dan geldiğimiz 130 yıl öncesinin slavcasıdır.Kendisini geliştirememiş, teknik ve ekonomik yaşama girmemiş olmasından kaynaklı 130 yıllık bir dondurulmuşluk yaşamış ve buda günümüze uyarlanmasında zorluklara yol açmaktadır. Bunun da epey basit bir açıklaması var. Başka bir dini benimsemiş ve epey izole yaşayan bir gurubun o dinle gelen bir sürü terim ve kavramı özümsemesinden daha doğal ne olabilir? O sebeple bir dizi Türkçe veArapça ifade Pomakçaya kolaylıkla girmiştir. Bunu daha sonra gelenekler kısmında başka bir şekilde ele almak konuyu daha iyi açıklayacaktır.Bugaristandaki Pomaklar özellikle bulgarcanın etkisinde kalmış ve Pomakçanın üretim dili olarak kullanılmamasından kaynaklı da her yeni üretilen şey günümüzde Bulgarca kökenli kelimelerin Pomakça içerisinde çoğalmasına sebebiyet vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Türkiyedeki diğer Pomak guruplarının farklı diyalektler kullanması Balkanların hangi yöresinden geldikleri ile ilgili olmakla beraber, Pomakçanın ortak bir eğitim dili gelememiş olması ilede yakından ilgilidir. Yunanistandan gelenler daha Yunanlılaşmış bir dil kullanmakta iken, Makedonyadan gelenlerin daha sert yapılı bir slavca konuştuklarını-en azından yazılı metinlerden görebiliriz.Her tartışmada dil faktörü sürekli gözardı edilen ya da tartışmanın amacına uygun biçimlerde çarpıtılan bir unsur olmaktadır.&lt;br /&gt;Söz konusu makalelerde şu şekilde olay yansıtılmaktadır ;“….Pomakların konuştuğu ve “Pomakça” olarak ifade edilen dil “Pomak Türk Lehçesi”(diyalekti) olarak adlandırılmaktadır.Pomakça’da %60 oranında Türkçe kelime bulunmaktadır.”&lt;br /&gt;İşte size yukarıdaki saçmalığın başka türden bir tekrarı. Bu lehçe nereden geliyor? Türkçe kelimeler dışında gramer yapısı, aksanı, gırtlağı, kendineözgü sesleri ile neden hiç bir ortak özellik taşımıyor? Moldova’daki Gagavuzlar dinlerinin farklılığına rağmen dillerini koruyorlar da Pomaklar niye Türkçeden vazgeçiyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4)- Tam da bu unsura değinmiş olmam beni takip eden noktaya getiriyor. Çokça ortaya şöyler sözlerde atılmaktadır.’….Yunanistan’ın, Slav kaynaklı olarak belirttiği Pomak dilini ve kültürünü kendi menfaatleri doğrultusunda geliştirme çabaları ve Pomakların Türklük ile ilgilerini kesmeye yönelik yasaklamaları yanında Bulgar yönetimi de…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunanlıların Pomakları Helenleştirme çabası başka bir saçma iddia. Oysa Yunanistan ,Pomakların Yunanlı olduğunu iddia etmekten çok Türk olmadıklarını iddia ediyor. Bulgarlar da Yunanistan’daki Pomakçanın dahi ne kadar çok Bulgarçaya benzediğini işaret ederek kendi tezlerini güçlendirmeye çalışıyor. Konu bundan ibaret. İskender, Makedonluk vb. de on yıllardır rastladığımız pehlivan tefrikaları gibi dayanaktan yoksun saçmalıklardan başka bir şey değil. Her zaman, her toplumda bu türden aşırı milliyetçi, tarih anlayışını nalıncı keseri gibi kendine yontan çevreler vardır ve bu özellik sadece Türkiyedeki milliyetçilerin tekelinde değildir. İngiltere, Fransa gibi göreli olarak ulusal sorunlarını nispeten çözmüş toplumlarda dahi böyle beyni yapağı dolu sözüm ona milliyetçi kuramcılar vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5)- ”…Pomak Türkleri arasında Peçenek, Kuman, Avcı,Kahraman, Pehlivan, Zeybek, Yörük Çavuş, Onbaşı, Yüzbaşı, Binbaşı, Paşa, Kahya, Karadayı, Haseki, Oruç, Subaşı vb. soyadları yaygın olarak kullanılmaktadır…”Şimdi, yukarıdaki iddiayı iki bölümde almak gerekir kanaatindeyim.&lt;br /&gt;İlki: Balkanlarda varlığı inkar edilmeyen Türklerin bu türden isimler almasından daha doğal bir şey yoktur. Ama “Pomak Türkü” deyip aslında olmayan bir ulamayı kurallaştırmak başka bir hezeyan. Haa bu arada sormadan edemiyeceğim,bu soyadları ne zamanki soyadı kanunlarına göre bu isimler alınmış? Çünki 1934 tarihli Soyadı Kanunu Layıhası, soyadının milli kimliğin bir nişanesi olduğunu belirterek, soyadının varlığını bir medenilik işareti olarak değerlendirmektedir. Genel kuruldaki görüşmelerde en çok vurgulanan husus, soyadlarının Türklüğün göstergesi olması lüzumudur.Kanun her Türk’ün bir soyadı sahibi olmasını zorunlu kılmakta, mevki, resmi makam, aşiret ve yabancı ırka gönderme yapan soy adlarının kullanımını yasaklamaktaydı. Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan Soyadı Nizamnamesi, Arnavutoğlu, Kurtoğlu gibi başka bir milliyete delalet eden, Çerkes Hasanoğlu, Boşnak İbrahimoğlu gibi başka bir milliyetle ilişkili olan soyadlarının kullanımına yasak getirmekteydi. Aynı şekilde, “yan, of, ef, vic, iç, iş, dış, pulos, akı, zade, mahdumu, veled ve bin” gibi takıların kullanımı da yasaklanmaktaydı.[3]Ek olarak ta Osmanlı yönetimine çok yakın olan Pomaklara verilen görevler, işler nezdinde tabii ki Türkçe ünvanlar verilecektir. Soyadı zorunluluğu ortaya çıktığında birçok kişininmesleği ve unvanını soyadına dönüştürdüğü evrensel bir gerçektir.&lt;br /&gt;Buraya kadar olan kısım ilk şık.&lt;br /&gt;İkinci sıkka gelince: şu anda dahi pek çok Pomak köyümde, Bulgaristandan ayrıldıktan 130 yıl sonra bile, birçok ailenin Sırakuvtsi [Yetimoğulları], Temnitsi [Karanlıkoğulları] Pileküvtsi [Piliçoğulları] Gegüvi [Gega arnavutu] lakapları ile tanınmalarına ne diyeceğiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devam edecek…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[3] =Yıldız, Ahmet. [2001] 2007. “Ne Mutlu Türküm Diyebilene”: Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938). İstanbul: İletişim Yayınları. 236.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://pomaknews.com/?p=4275"&gt;http://pomaknews.com/?p=4275&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6151760311435619137-6773965111838634339?l=pomaktarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/feeds/6773965111838634339/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6151760311435619137&amp;postID=6773965111838634339' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/6773965111838634339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/6773965111838634339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/2011/04/pomaklar-uzerine-dusunceler-2.html' title='Pomaklar Üzerine Düşünceler-2-'/><author><name>Pomak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05442413693048551903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SdyrmIXELYI/AAAAAAAAAWE/PS1xlF-yCr0/S220/ikenar....jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-1OoHwRXa8UI/Ta2mjsGcuOI/AAAAAAAAAsI/PSbZ1xuwp3o/s72-c/pomaknews%2Bhaykirmasi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6151760311435619137.post-6144204448623785391</id><published>2011-04-19T15:34:00.001+01:00</published><updated>2011-04-19T15:36:00.732+01:00</updated><title type='text'>Pomaklar Üzerine Düşünceler-1-</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-0hSqT34mPxw/Ta2dvtIDpRI/AAAAAAAAAnw/xHhX542QTKg/s1600/pomaknews%2Bhaykirmasi.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 234px; FLOAT: left; HEIGHT: 238px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5597303354784195858" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/-0hSqT34mPxw/Ta2dvtIDpRI/AAAAAAAAAnw/xHhX542QTKg/s320/pomaknews%2Bhaykirmasi.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://pomaknews.com/wp-content/uploads/2011/04/pomaknews-logo.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Hepimiz bir şekilde bu güne kadar Pomaklar hakkında pek çok bilgiye ulaşmış ve okumuştur.Bu yazılanlar zaman zaman zaman Pomaklar meselesine samimi bir katkı çabasıtaşımaktadır. Fakat çoğu zamanda art niyetli, kışkırtıcı ve egemen-ulus milliyetçisi kişilerin zihniyetini yansıtmakta olduğunu görmemiş olamayız.&lt;br /&gt;Bu iddialeri biliyoruz aslında,Bulgardan daha Bulgar, Hellen’den daha Yunanlı ve Türkten daha Türk olduğumuz türünden iddialar.Fakat Pomaklar meselesine bakarken iyi niyet yetersiz kalmakta ve yetmemektedir, ya da eski bir deyişle `Cehenneme giden yol iyi niyet taşları ile döşenmiştir’&lt;br /&gt;Biraz kuman-kıpçak benzeştirmelerine kısaca değinmekte fayda olacağını düşünüyorum.Bu tarzda yazılmış makaleler yanında yayınlanmış 2-3 kitap ta mevcut[1].Fakat bu çalışmalar ilk başta akademik gibi görünmesinin altındaki bir dizi yanılgı, varsayım, yoksayım ve inkarcı yaklaşıma dikkat çekmek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda genelleme yapmak yerine örnekler verip onlar üzerinde konuşmak galiba daha iyi olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1)- Bir an için Pomakların Kumak-Kıpçak Türkleri olduklarını varsayalım.Aynı şekilde Bulgarlar da Orta Asya kavimlerinden gelmekte ama biz şu anda Bulgarlara Türktür demiyoruz. Anadoludaki Türk kavimlerinden çok daha önce gelmiş olmaları sadece daha önce Hıristiyanlaştıklarını ve Bulgarlaştıklarına işaret eder. Mademki Bulgar Türkü diyorsunuz, niye o zaman Pomaklar Bulgardır diyemiyorsunuz.Ortada ciddi bir çelişki sizce de yokmu? Görünüşe bakılırsa çok yakın zaman dilimleri içinde ve aynı yollardan gelmişler.Oysa gerek Kumanlar gerekse Protobulgar denilen kesimler balkanlarda slav varlığı üzerine gelmişlerdir.Bulgarlar burda eriyerek ama isimlerini koruyarak kendi oluşumunu slavlaştırmışlar ve günümüze bu şekilde yansıması gerçekleşmiştir.Bu bize Türkiyedeki “Pomakım ama özbe öz türküm” diyenlerin Pomak ismini koruması ama herşeyiyle Türkleşmesi arasında ciddi benzeşmelerin olduğunu göstermektedir. Ayrıca Pomakların Rodop Slav gurubu olması ve Protubulgarlar la arasında karışmış bir bağ olmamasından kaynaklıda bugün Bulgar devletinin resmi tezlerinde Pomaklara “siz temiz ,ari bulgarlarsınız” şeklinde ki tanımlamalar dikkati çekmektedir.Yani içine başka karışımların girmediği saf slav gurupları olarak ta bu tespiti yorumlamak tam yerinde olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2)- Türk resmi tezlerinin(aslında Pomak halkını iskitlere dayandıran[2] tez kendi aralarında bile çelişkili ve birbirinin tam zıttı bir tezdir,o konuyu ayrı başlık altında incelemek daha doğru olacaktır) ana omurgasını oluşturan formülü ele alarak değerlendirmek gerekiyor.Öne sürülenlerin özcesi şu şekildedir; “860′ li yıllardan itibaren Ukrayna ve Romanya üzerinden Balkanlar’a gelen Kuman-Kıpçak Türklerinin soyundan gelen Pomaklar” , ” Pomaklar’ın atası olan Peçenek ve Kuman Türkleri, önce Bizans’ın, ardından da Bulgarlar’ın egemenliğine girmişlerse de yok edilememişlerdir.”Yukarıdaki iddia sadece diğer slavlasmış guruplar gibi ve aynı tarihlerde geldiğini, farklı hareket etmediklerini, guruplaşmadıklarını göstermektedir. “egemenliğine girmişlerse de yok edilememişlerdir” ifadesi `Yenildik ama ezilmedik’ gibi kahvehane muhabbeti ya da milliyetçi gaz vermek değil de nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3)- Bu tarz Kumanlılık iddialarının içine iyice dalınca konunun nasıl bir yerde saçmalığın dikalası na doğru geldiğini görüyoruz: “…Günlük hayatlarında, hemen hiç bir ülkede konuşulmayan Pomakça adi verdikleri Türk lehçesini konuşurlar…..” Bu tezi yazan ya hayatında hiç Pomakça duymamış, ya da ne söylediğinin farkında değil. Bugünkü Pomakcanın aşırı asimile edilmiş haline rağmen Slav dil gurubunun bir dialekti olduğunu görmemek ciddi bir körlük olduğunun varlığına işaret olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pomakça %70 ve daha yüksek oranlarda Slavca, belki %20 civarında Türkçe ( balkanlardaki pek çok devlettin dilinde türkçe kelime oranı bu orana yakındır ,uzun yüzyıllar boyunca Osmanlı idaresinde yaşamaktan kaynaklı) ve daha küçük oranlarda Grek ve bölgedeki diğer dil ve diyalektlerden oluştuğunu söylemek çokta yanlış olmayacaktır(Buradaki oranları genel bir referans olarak veriyorum. Lütfen katı ve kesin olarak almayın). Bunun da çok anlaşılır bir açıklaması vardır. Esas itibarı ile Slavcanın bir dialekti olan Pomakcanın 4 aşırı aşkın Osmanlı yönetiminde Türkçeden bir çok kelimeyi almasından daha doğal birşey olamaz,heleki dinsel inanışta Türk kesimiyle aynı olunca ,bu etkileşim ve alış veriş çok daha fazla olmaktadır. Nitekim aynı şeyi Bulgaristan,Bosna&amp;amp;Herzingovine,Mısır, İsrail, Fas ve Yunanistanda görmek mümkündür. Birçok Türkçe kelime hala geniş bir şekilde günlük kullanımda.&lt;br /&gt;Pomakcanın Gramer yapısı tamamen ve kesinlikle Slavcadır. Aynı Feminin-Maskülin ve Nötr cümle formları vardır ve bu özellik Türkçede hiç bir şekilde yoktur.Bir dili incelerken, o dilin dışarıdan aldığı kelimelere bakmak yerine o kelimelerin nasıl kullanıldığına bakmak gerekmektedir.Eğerki dilin dışarıdan aldığı kelimelere bakarak bir hüküm verecek olursak büyük bir hataya düşeriz. Her dilde başka dillerden gelmiş binlerce kelime çıkartılabilir.Örneğin Türkçeye bakarsak arapça ve farsçalardan tutalım, firansızcalara, ingilizcelere kadar kaç bin kelime artık türkçenin günlük kullanımına girdiğini çok rahat görebiliriz.&lt;br /&gt;Bundan dolayı içerisinde barındırdığı yabancı kelimelerin menşeine göre kimlik tayininde bulunmaya çalışmak hangi aklı selimin kafasına yatar açıkçası merak etmekteyim.&lt;br /&gt;Devam edecek…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrahim Kenar /Mart-Nisan/2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;————————————————-&lt;br /&gt;[1]=Balkanlarda Pomak Turkleri/ Huseyin Memisoglu—–Balkanlarda Pomak Turkleri / Halim Cavusoglu—/ POMAK TÜRKLERİ (KUMANLAR-KIPÇAKLAR) /İlker ALP&lt;br /&gt;[2]=Arkeolog Ercan ÇOKBANKİR’in tezleri&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6151760311435619137-6144204448623785391?l=pomaktarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/feeds/6144204448623785391/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6151760311435619137&amp;postID=6144204448623785391' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/6144204448623785391'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/6144204448623785391'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/2011/04/pomaklar-uzerine-dusunceler-1.html' title='Pomaklar Üzerine Düşünceler-1-'/><author><name>Pomak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05442413693048551903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SdyrmIXELYI/AAAAAAAAAWE/PS1xlF-yCr0/S220/ikenar....jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-0hSqT34mPxw/Ta2dvtIDpRI/AAAAAAAAAnw/xHhX542QTKg/s72-c/pomaknews%2Bhaykirmasi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6151760311435619137.post-4212222765802465248</id><published>2009-07-04T22:38:00.001+01:00</published><updated>2009-07-04T22:38:55.543+01:00</updated><title type='text'>Turk vatandasi nedir?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Turk vatandasi nedir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu alıntıya dair yazılacak çok şey var ama şimdilik okuyuculara yorumu bırakıyorum.&lt;br /&gt;Ekleyeceğim tek bir şey var sürekli söylene gelen gönüllülük temelinde kimliğimizi terk ettiğimiz noktasındaki söylemleri birkez daha düşünsünler bu alıntıyı okuduktan sonra.&lt;br /&gt;Balkanlardan gelmiş, katliamlardan çıkmış bir halkı düşünün ve geldikleri yerde de ya bizden olacak ve düşüneceksin yada...... deyip aba altından sopa gösterildiğini düşünün ve sonuçlarını hepbirlikte yaşıyoruz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[quote]''Turk vatandasi nedir? Devletin resmi kanunlari ile Turk milliyetcisine Turk vatandasina verdigi tarifte biz hakikaten , cidden samimiyiz. Turk milliyetcisi ve Turk vatandasi olmakicin bu memlekette yasayan herhangi bir ferttenanormal birsey istemiyoruz.Turk olmayi secmek ve Turk olmayi kabul etmek,Turk milletine mensup olmanin verdigi butun haklara malik olmak icin kafidir(Bravo sesleri,alkislar) .&lt;br /&gt;Kanuni vaziyet böyledir.Icyuzumuzde de samimi olan kanaatimiz ve samimiyetimiz böyledir(Bravo sesleri,alkislar).&lt;br /&gt;Sark ta ve Garp ta memleketin hertarafinda dolastigimiz zaman, kendisinin turk oldugunu bilen , kabul eden herhangi bir vatandasimizin,her turkun nail oldugu haklardan herhangi birisinden mahrum olmasi endisesine musade etmedim.Herkezi tatmin ettim ki Turk olmayi iftihar edilecek bir mazhariyet olrak yuretken kabul eden ve öyle calisan vatandas benim gibi , benim butun hukukum gibi her haka malik olmak icin butun esbaba maliktir. Bu kanaatimi her yerde söyledim ve bu sözlerimde gayet samimiyim.Böyle bir idare ve zihniyet devletin milli devlet ve Turk devleti olmasindaki esaslari ancak kuvvetlendirir.Onun artmasina, genislemesine ve yukselmesine hizmet eder(Siddetli alkislar).''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[i]Kaynak: 'İsmet Paşa Hazretlerinin Mühim Nutkunun Metni' Cumhuriyet,21 Kasım 1932,s.6.[/i][/quote]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6151760311435619137-4212222765802465248?l=pomaktarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/feeds/4212222765802465248/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6151760311435619137&amp;postID=4212222765802465248' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/4212222765802465248'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/4212222765802465248'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/2009/07/turk-vatandasi-nedir.html' title='Turk vatandasi nedir?'/><author><name>Pomak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05442413693048551903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SdyrmIXELYI/AAAAAAAAAWE/PS1xlF-yCr0/S220/ikenar....jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6151760311435619137.post-9157667355892194922</id><published>2009-07-04T22:36:00.000+01:00</published><updated>2009-07-04T22:37:50.875+01:00</updated><title type='text'>İskana Tabi Tutulanların Türkleştirilmesi</title><content type='html'>İskana Tabi Tutulanların Türkleştirilmesi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1930 yılında İçişileri Bakanlığı tarafından yayınlanan gizli bir genelde aydınlatıcı bir nitelik taşımaktadır.&lt;br /&gt;Genelge : ''Yabancı lehçelilerin anadilerini türkçe kılınmak suretiyle Türk camiasına kazandırılması,valilerin sorumluluğuna tevdi etmekteydi.Bunu gerçekleştirmek için uygun usul ve araçları bulmak valilerin göreviydi.Bu politikanın ortak noktaları arasında su hususlar bulunmalıydı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Yabancı lehçelerle konuşan köy ve nüfuslarının belirlenmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Bu tür köylerin küçük olanlarını civardaki Türk köylerine dağıtmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Yabancı lehçeli olanların köy ve mahalle kurmalarını engellemek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Yabancı lehçelilerin bulundukları yerlerdeki memurları,mutlaka o yabancı lehçeyi konuşmayan Türklerden seçmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Türkçe konuşmanın ve ''som Türklüğe '' mensup olmanın sadece şerefli değil aynı zamanda karlı bir iş olduğunu göstermek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-Türk kızlarını Türkçe konuşmayanlarla evlendirmeye özendirmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7-Yabancı lehçeyle konuşanların kıyafetlerini,şarkılarını,oyunlarını,düğün ve diğer geleneklerini kötü göstermek,bu kişilerin ve ailelerinin isim ve lakaplarını Türkçeleştirmek,onları hiçbir zaman,Boşnak,Tatar,Çerkez,Laz,Kürt,Abaza,Gürcü,Pomak vs. diye adlandırmamak,köylerin o lehçedeki isimlerini değistirmek ve evlerinde ve aralarında Türkçe konuşmaya zorlayarak onlara yürekten"Türküm" dedirtmek.&lt;br /&gt;Özetle"dillerini,adetlerini ve dileklerini Türk yapmak,Türkün tarihine ve bahtına bağlamak her Türk'e teveccuh eden milli ve muhim bir vazifedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak:"İskana Tabi Tutulanların Türkleştirilmesi" Uygulamasına ilişkin Gizli Genelge.No:1/28(Ankara 1930). aktaran Ahmet Yıldız 'Ne Mutlu Türküm Diyebilene' syf:289&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6151760311435619137-9157667355892194922?l=pomaktarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/feeds/9157667355892194922/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6151760311435619137&amp;postID=9157667355892194922' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/9157667355892194922'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/9157667355892194922'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/2009/07/iskana-tabi-tutulanlarn.html' title='İskana Tabi Tutulanların Türkleştirilmesi'/><author><name>Pomak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05442413693048551903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SdyrmIXELYI/AAAAAAAAAWE/PS1xlF-yCr0/S220/ikenar....jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6151760311435619137.post-5564627437753468226</id><published>2009-04-08T14:51:00.000+01:00</published><updated>2009-04-08T14:52:11.803+01:00</updated><title type='text'>Pomaklar ve Tarih Bilinci</title><content type='html'>Pomaklar ve Tarih Bilinci&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir halkın insanlık ailesi içindeki yeri belirlenirken bazı kriterler esas alınır. Dili, yaşadığı coğrafya, tarih bilinci, aidiyet bilinci halk olmanın esasları olarak ortaya konur. Ulus-Devlet ikileminin de kıstasları olan bu unsurlar, halk olmanın da temel ayraçlarıdır. Bugün devlet olmadan özgür ve iradeli yaşamak arzusuna sahip olan Pomakların bu kıstasları bilince çıkarıp, değerlerine sahip çıkması kaçınılmaz bir görev olarak karşılarında durmaktadır. Dilini kullanılır hale getirip temel ihtiyaçlar arasına sokma ve tarihiyle yüzleşip, tarihindeki olumsuzluklardan dersler çıkararak, olumlulukları sahiplenme Pomakları insanlık ailesi içinde hak ettiği yere oturtacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu değerler arasında tarih bilinci, bugün de bir halkın var oluş gerekçeleri arasında yer almaktadır. Kendi tarihini bilme ve yeniyi inşa ederken temelsiz bir yapılanmadan ziyade, tarihindeki değerlerin üzerine binayı kurma doğru olanıdır. Bu anlayış devlet olma bilinci değildir iki olgu birbirleriyle karıştırılmamalı.. Aksine halk olma ve ileri, demokratik insanlık ailesi içindeki yerini alma bilinci olup çağdaştır ve temel bir ihtiyaçtır.Pomak halkının yüzyıllardan miras aldığı bu pekçok unsurları organisazyonlar kurup kendini var edebilmesinde tarih bilinci ve bu bilincin farkına varılıp sahiplenirmesi vazgeçilmez bir zorulunluluktur. &lt;br /&gt;Zaten genel olarak baktığımızda, egemen toplumlar herzaman hüküm sürdürdükleri toplulukların önce dil ve tarih bilinci ile oynarlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların kökleri, kök saldıkları topraklar çok önemli. İnsanları dilinden, kimliğinden koparmak nasıl insanlığa karşı büyük bir suçsa, köklerinden, topraklarından koparmak da o kadar büyük bir suçtur. &lt;br /&gt;Hele bunlara kulp takmak,mazeretler üretmek,dönemin koşullarıydı gibi özrü kabahatinden büyük sözler sarfetmek suçun ayrılmaz bir parçasıdır.&lt;br /&gt;Balkanlar'dan koparıldıklarında yaşadılar.1887 de, 1915'te, 1916'da , 1923 te ,1985 te yaşadılar. Ve Balkan hasreti hiç dinmedi içlerinde...&lt;br /&gt;Bir devlet kendi yurttaşlarını, hem de savunmasızları nı, çoluk çocuk, kadın yaşlı demeden, kök saldığı ortamlardan söküp, bilinmez bitmez yollara salıyorsa, bunun sonucunda da bir halk büyük bir bölümüyle yok oluyorsa, bugün bizlerin bu durumu izah edecek kelimeleri tercih etme kıvranışımız, insan olma özelliğimizin hangi vasfıyla izah edilebilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağılan Osmanlı Devleti'nin mirası üzerinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulur. Cumhuriyetin asıl kurucu üyeleri Türkler, Kürtler, Çerkesler, Lazlar, Araplar , Pomaklar ve diğerleri olmak üzere, Anadolu'da yaşayan diğer Müslüman halklardır. Bunu en açık bir şekilde Mustafa Kemal dile getirmiştir. 1920'de Büyük Millet Meclisi'nde yapılan bir tartışma üstüne, Mustafa Kemal açık ve net konuşmuştur: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Efendiler, meselenin bir daha tekerrür etmemesi ricasıyla bir iki noktayı arz etmek isterim. Burada maksut olan ve Meclis-i Alinizi teşkil eden zevat yalnız Türk değildir, yalnız Çerkes değildir, yalnız Kürt değildir, yalnız Laz değildir, fakat hepsinden mürekkep (oluşmuş) Anasır-ı İslamiye'dir." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlangıçta durum böyle iken ,sonradan yasanlar Pomak kimligini aktarmak istememek sekline dönusmustur.Bunun sebeplerine inince buyuk bir korku duvarini ve bir anlamda Pomak halkinin artik 10.köye gelmis olduklarinin dusunmeleri neticesinde, balkanlarda müslüman olduklarından dolayı, din kardeşiyiz deyip yan yana mücadele verdiklerinin arasina bu sefer din kardeşliği yerini ya bizden olacaksın yada yok olacaksın dayatmalarıyla karşı karşıya geldiklerini bilmelerinden kaynaklı derinden bir suskunluğa geçiş yaşanmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunların akabinde ilk hedefler dil ve tarih bilinci olmuş ve korku duvarlarının örülmesine başlanmıştır.Her devlet Pomak halkının tarih bilincini yok etmek ve kendinden olmasını sağlamak için kendisine göre pomakların tarihini yazmaya başlamıştır.Bulgaristanda dırek fiziksel saldırılara yönelinirken,Yunanistanda Pomak yerleşim alanları yasak bölgeler haline çevrilmişti,Türkiyede ise tarih üzerindeki çarpıtmalar sonucunda ve açık açık ya herkez türk olacak yada yok olacak .Siz yoksunuz hepimiz tekiz düşünce biçimini yerleştiremeye başlamış ve günümüze gelen biz torun Pomaklara büyükler ilerde herhangi bir zorlukla karşilaşmamaları için( 10.köyde olduklarını bilinci hakimdi ) dil,kimlik ve tarihlerini silme yönünde çözüm üretmişlerdir . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugüne kadar Pomakların Kuman soyundan yada bulgar yada yunan soyundan geldikleri tezleri(son dönemde arap tezleride var),zorla islama geçmiş kesimlermiş gibi gösterilmek istenmesi(Her ne hikmetse can korkusuyla islama geçmiş olan bu insanlar 'zorla geçirildikleri' bu din için canını ,yurdunu bırakmayı çok rahatlıkla göze almıştır) veya basit yardımcılar oldukları tezlerinin yazılmasının tek hedefi,Pomak bireylerinin ne kadar zayıf ve tarihsel anlamda bir hic oldukları,dilsel anlamda ne idüğü belirsiz bir dile sahip oldukları fikrini kafalarına sokmak ve bunun sonunda ,Pomak bireyinin dilinden utanır hale getirilerek dilini yaşatma isteğinin yok edilmesi,tarihini reddedip var olan egemen kimlik altına girmesi amaçlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egemenlerin bir halka karşı başlattıkları topyekün imhadan sadece silahlı saldırı anlaşılmamalıdır. O halkın dilini yok sayma ve gelişiminin önüne engel koyma, yine onun tarih bilinciyle oynayıp temelsiz bırakma topyekün saldırının biçimleridir.Pomaklar malesefki daha ortak bir tarih bilinci oluşturabilmiş değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pomaklar için siyasallaşma ve özgürleşme temelinde,Ekslavonlar ve Smolyaniler diye baslayan kavimsel köklerine ulaşması,Timraş devletini anlaması ve günümüze kadarki tarihini öğrenip özümsemek hayati bir önem taşımaktadır.Kendi içerisinden yatişmiş fakat egemen devletler tarafından kendi unsurları arasında gösterdikleri şahsiyetleri öğrenmeli. Aksi durumda Pomaklar hafızasını yitirmiş bir halk olmaktan kurtulamazlar. Hafızasını yitirmiş bir halkın da en belirleyici değerlerini tüketmesi ve yok olması kaçınılmazdır.Sahip oldugu değerlerini çaldırması kaçınılmaz bir son gibi görünmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diasporanın başladığı ülkelerin egemenleri Pomak halkına büyük bir özür borçludurlar .Ayni özrü sürgünlerde yeni topraklarında kimliğini , dilini ve kültürünü yok sayanların ve (açik yada gizli ) engelleme yöntemlerini devreye sokanlarda büyük bir özür borçludurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz Pomakların yaratılan değerleri bir mevzi gibi koruma ve oluşturacağımız ortak tarih bilinci ile yeni mevziler yaratmaktan başka çaremiz yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korkunun olduğu yerde, özgürlüğün olmadığı açıktır ve özgürlük olmadan kesinlikle sevgi yoktur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6151760311435619137-5564627437753468226?l=pomaktarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/feeds/5564627437753468226/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6151760311435619137&amp;postID=5564627437753468226' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/5564627437753468226'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/5564627437753468226'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/2009/04/pomaklar-ve-tarih-bilinci.html' title='Pomaklar ve Tarih Bilinci'/><author><name>Pomak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05442413693048551903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SdyrmIXELYI/AAAAAAAAAWE/PS1xlF-yCr0/S220/ikenar....jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6151760311435619137.post-3634904917337686822</id><published>2008-12-30T17:54:00.000+01:00</published><updated>2008-12-30T17:58:57.381+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pomak nufusu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pomaks'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pomaklar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pomatsi'/><title type='text'>Pomakların Yer Aldığı Nüfus Sayımları</title><content type='html'>Pomaklar'ın da içinde yer aldığı en ayrıntılı nüfus sayımlarından biri ,1912 Balkan Savaşları'ndan hemen önce Bulgar ve Grek kaynaklarından yararlanılarak yapılmıştır.&lt;br /&gt;Bu sayım yapıldığı sıralarda birbirlerine rakip pek çok sayımın da yapıldığı belirtilmelidir.&lt;br /&gt;YUNANİSTAN&lt;br /&gt;Makedonyalı---------326.426&lt;br /&gt;Pomaklar-------------40.921&lt;br /&gt;Türk----------------289.923&lt;br /&gt;Hristiyan Türk---------4.240&lt;br /&gt;Çerkes----------------2.112&lt;br /&gt;Grek----------------240.019&lt;br /&gt;Müslüman Grek-------13.753&lt;br /&gt;Müslüman Arnavut-----5.584&lt;br /&gt;Hristiyan Arnavut------3.291&lt;br /&gt;Ulah-----------------45.457&lt;br /&gt;Müslüman Ulah--------3.500&lt;br /&gt;Yahudi---------------59.560&lt;br /&gt;Çingene--------------29.560&lt;br /&gt;Diğer------------------8.100&lt;br /&gt;Toplam-------------1.073.549&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Simovski,T..,&lt;br /&gt;"The BalkanWar and their Repercussions on the Ethnical Şituation in Aegean Macedonnia"&lt;br /&gt;Glasnik,c.XVI,no:3,skopje,1972&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulgaristandaki nüfus&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1878’den Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar olan dönemde Pomakların nüfusu ile ilgili güvenilir veriler bulunmamakla birlikte,&lt;br /&gt;Bulgar resmi istatistiklerine göre Pomakların nüfusu &lt;br /&gt;Prenslik döneminde 20.000 &lt;br /&gt;1900’de 20.637,&lt;br /&gt;1905’de 19.373,&lt;br /&gt;1910’da 21.143 ‘tü.&lt;br /&gt;Buna göre,o dönemde Pomakların nüfusu Bulgaristan nüfusunun yaklaşık %0.5-6.6’sını oluşturmaktaydı.(Bkz.Turan,a.g.e.,s.115’ten Annuaire 1912,s.46.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1946 nüfus sayımından sonra dinle ilgili veriler toplanmayıp Pomaklar Bulgar nüfus içerisinde gösterilmeye başlanınca Pomakların nüfusu ile ilgili güvenilir istatistiki bilgiler elde edilememiştir.Bu durum 2001 genel nüfusu sayımında da devam etmiş,Pomaklar ayrı bir kategori içerisinde değerlendirilmeyerek yalnızca bağlı bulundukları din bakımından sayılmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1990’dan günümüze bu konuda yayınlanan kaynaklar arasında bir görüş birliği bulunmamakta,&lt;br /&gt;Pomakların nüfusu ile ilgili olarak 150.000 ‘den 300.000’e kadar değişen çeşitli rakamlar verilmektedir.&lt;br /&gt;150.000&lt;br /&gt;Minitory Rights Group,World Directory of Minorities,London,Minority Rights Group Publications,1993,s.118&lt;br /&gt;150.000-200.000&lt;br /&gt;Bajraktarevic and Popovic,a.g.y.,s.323.&lt;br /&gt;200.000&lt;br /&gt;Georg Brunner,”Minority Problems and Policies in East-Central Europe”,John R.Lampe and Daniel N.Nelson(eds.-in collaboration With Roland Schönfeld),East European Security Reconsidered,Washington,The Woodrow Wilson Center Press,1993,s.149&lt;br /&gt;250.000&lt;br /&gt;Dobrinka Kostova,”Bulgaria” ,Ethnic Conflict and Migration in Europe,First Report of the Ethnobarometer Programme,Rome,CSS/CEMES,1999,s.227,Poulton,a.g.e.,s.111;Ataöv,The Bulgarian Quashing of its Minorities,s.2&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir başka kaynak 270.000(yerasimos,a.g.e.,s.40)&lt;br /&gt;diğer bir kaynak ise 250.000-300-000 olarak(Ilchev and Perry,a.g.m.,s.35)vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulgaristan Ulusal İstatistik Enstitüsü tarafından 1992 nüfus sayımıyla ilgili olarak yayınlanan bir raporda ise,&lt;br /&gt;Müslüman azınlık içerisinde 142.938 kişinin (%13.5) etnik kökenini Bulgar ,&lt;br /&gt;163.735 kişinin de (15.2) anadilini bulgarca olarak beyan ettiğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;*Eminov,a.g.e.,s.71-72’den Nacionalen Statisticeski Institut,a.g.y.,s.96-97.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pomakların nüfusu konusunda Bulgar yetkililer tarfından çeşitli tarihlerde bazı rakamlar verilmiş,&lt;br /&gt;bu çerçevede 1990 yılı sonu itibarıyle Bulgar makamlarınca Pomakların nüfusunun 268.971 olduğu yönünde açıklamada bulunulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.pomak.be/viewtopic.php?f=40&amp;t=280&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6151760311435619137-3634904917337686822?l=pomaktarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/feeds/3634904917337686822/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6151760311435619137&amp;postID=3634904917337686822' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/3634904917337686822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/3634904917337686822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/2008/12/pomaklarn-yer-ald-nfus-saymlar.html' title='Pomakların Yer Aldığı Nüfus Sayımları'/><author><name>Pomak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05442413693048551903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SdyrmIXELYI/AAAAAAAAAWE/PS1xlF-yCr0/S220/ikenar....jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6151760311435619137.post-6042371099523264830</id><published>2008-12-30T17:53:00.000+01:00</published><updated>2008-12-30T17:54:19.385+01:00</updated><title type='text'>Sanat Eserlerinde Rodop Müslümanlarının Dramı</title><content type='html'>Sanat Eserlerinde Rodop Müslümanlarının Dramı &lt;br /&gt;(Anılar, Anlatılar, Edebî Eserlerden Satırlar) &lt;br /&gt;Prof. Dr. Hayriye Süleymanoğlu Yenisoy&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rodop Dağları, Bulgaristan ve Yunanistan topraklarının bir bölümünü oluşturmaktadır. Bu coğrafî bölge Doğu Rodoplar ve Batı Rodoplar olarak ikiye ayrılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha büyük yerleşim yerleri: Kırcaali, Madan (Osmanlılar zamanında-belgelerde=Madanköy), Smolyan (1934’e kadar=Paşmaklı), Velingrat (1948’e kadar: Çepine, Lıjene/Ilıcalar ve Kamenitsa), Peştere. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha küçük kentler: İvaylovgrat (1934’e kadar=Ortaköy), Krumovgrat (1934’e kadar=Koşukavak), Momçilgrat (1934’e kadar=Mestanlı), Cebel, Ardino (Eğridere), Zlatograt (1934’e kadar=Darıdere), Rudozem (1934’e kadar=Palas), Devin (1934’e kadar=Dövlen), Dospat, Batak, Çepelare (Çepelli), Lıki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rodoplar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dağlık bölgede yoğun olarak Müslümanlar (Türkler ve Pomaklar) yaşamaktadır. 1880’lerin başında Rodoplar’ı da ziyaret eden ünlü tarihçi K. İreçek, etnik tabloyu görünce Kırcaali ve Arda nehri vadisi gibi arı (temiz) Osmanlı bölgesi başka yerde yoktur, diye yazılarında vurgulamıştır1. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlılar döneminde buralarda Türk-İslâm kültürü gelişti. Zamanın eğitim merkezleri olan medreseler bölgenin kültürel kalkınmasında önemli rol oynadı. XIX. yüzyılda sadece Doğu Rodoplar’da 50’den fazla medrese vardı. Akpınar (Beli izvor), Paşmaklı (Smolyan), Çepinli (Çepintsi) medreseleri ise en meşhur eğitim ocaklarıydı. Rodop halkı huzur içinde yaşamaktaydı. Ancak XIX. yüzyılın ikinci yarısında huzurun yerini büyük felâketler aldı. Olanlar buradaki Müslüman halka da oldu. Birçok tarihî olaylar sanat eserlerine konu oldu. Çekilen çileler belleklerde derin izler bıraktı. Anıları, anlatıları ve sanat eserlerinden bazı sayfaları kaynak olarak seçtim ve gerçekleri sergilemeye çalıştım. Gelişen tarihî olayları takip edelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1876 BULGAR İSYANI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A. Otlukköy Olayları. Bulgar İsyanı olarak tarihe geçen olaylar Güney Bulgaristan’ın Filibe ve (Tatar) Pazarcık bölgesinde patlak verdi ve Türk, Müslüman halka da derin yaralar açtı. Nisan Ayaklanması olarak da bilinen isyanın söz konusu bölgede patlak vermesi bir rastlantı değildi. Rusya’nın teşvikiyle Osmanlı Devleti sınırları dışında hazırlanan bu isyanın Bulgar halkı tarafından desteklenmediği bir gerçektir. Sadece Filibe bölgesinde gerçekleşti, çünkü Filibe İstanbul’a yakındı ve Rusya’nın İstanbul Büyükelçisi Graf İgnatiev’in etkisi burada güçlüydü. Filibe’de Viskonsolü görevinde bulunan Bulgar Nayden Gerov, bu bölgenin Avratalan (Koprivştitsa) köyünde doğmuş, Rusya’da (Odesa’da) eğitim görmüş, Rusya uyruklu biriydi. Otlukköy’ün de isyanın bir merkezi olarak seçilmiş olması bir rastlantı değildi-Nayden Gerov’un doğduğu bölgeydi ve buralarda kendisini destekleyenler bulunabilirdi. İsyancıların lideri Georgi Benkovski de Avratalan (Koprivştitsa) doğumluydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsyanın önderlerinden biri olan ve daha sonraları Bulgaristan Ulusal Meclisi Başkanı görevine kadar yükselen Zahari Stoyanov, Doksanüç Harbinden birkaç yıl sonra yayımladığı “Bulgar İsyanları Üzerine Notlar” adlı eserinde isyan hakkında gerçekleri açıklamış ve sadece Türk köylerini değil, Bulgar köylerini de kendilerinin yaktıklarını, birçok masum Türkü, nasıl vahşice öldürdüklerini itiraf etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda da belirtildiği üzre, (Tatar) Pazarcık şehrine bağlı Otlukköy (Panagürişte), ayaklanmanın merkezlerinden biri olduğundan, buradaki olaylar bütün şiddetiyle çok çabuk gelişir. Z. Stoyanov’un eserinden şu satırları okuyalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sükünetin koruyucuları veya daha doğrusu, Sultan idaresinin temsilcileri, Hükümet Konağı önündeki kanepelere, güneşe karşı uzanmışlar, ayaklarını yukarı kaldırıp rahatça geriniyorlardı. Bay İvan’ın evindeki silâh sesleri dahi onları hâlen ürkütmemişti”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayaklanmanın liderleri Panayot Volov ve Georgi Benkovski isyancıları meydanda toplarlar ve burada bulunan beş-altı Türk öldürülür:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Öldürülen beş-altı Türkün cesetleri yere serilmişti. Cesetler, fırıncı çeteli gibi doğranmış ve biçimsizleştirilmişti. Çünkü her gelen, bıçağını kanlamak için artık çoktan soğumuş cesetlere acımasızca saplıyordu. Birçokları da parmağını kana batırıp yalıyordu. Böyle bir hareketin şarapla ekmek yeme ayini yerine geçeceği anlamı vardı. P. H. S. sadece yalamakla tatmin olmadı ve cesedin üzerine eğilerek yaraların üzerinde birikmiş kandan bir avuç aldı ve şerbet gibi içti”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar, manzarayı bu biçimde açıklayarak isyancıların son derece iğrenç hareketinin Türklere beslenen kinin, nefretin bir ifadesi olduğunu ve her öldürülen Türk, Bulgarlar’da büyük sevinç duyguları yarattığını vurguluyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayaklanmanın lideri G. Benkovski ve yardımcısı Z. Stoyanov, köylüleri zoraki isyana teşvik etmek için Bulgar köylerinden Smolsko, Kamenitsa ve Rakovo’nun yakılmalarını uygun görüyorlar. Z. Stoyanov şöyle anlatıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Petriç’ten gitmeden önce sadece Benkovski ve ben (Bulgar köyleri olan-H. S. Y.) Smolsko, Kamenitsa ve Rakovo köylerini gizlice yakarak köylüleri isyana mecbur ettik”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulgar köylüleri, köylerini Türkler ve Çerkezler tarafından yakıldığını sanarak, bunlara karşı nefretleri de artar. Bunun için köyleri alevler içinde bırakılmış Bulgarlar, isyancı çetelere bir kurtarıcı gözüyle bakmaya, isyancılara yardım etmeye başlarlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Smolsko’dan olanlar, gözyaşlarıyla bize köylerinin nasıl yandığını anlattılar. Onlara göre, köyleri canavar Çerkezler tarafından yakılmıştır. Biz, Smolsko yönünden geldiğimiz ve Çerkezlerden kendimizi kurtarabildiğimiz için alkışlanıyorduk. Smolsko, Kamenitsa’dan olan isyancılar ise bizi görünce sevindiler. Çünkü bizim burada bulunmamızla köylerini daha iyi koruyabileceklerini sanıyorlardı. Zavallılar! Onlar, bizim en korkunç katiller olduğumuzu bilmiyorlardı”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsyanın başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra isyancılar, çete başı G. Benkovski’yi öldürmek isterler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Akşama doğru çeteciler arasında, halka her türlü yardım ve başarı vaad ederek onları isyana teşvik eden voyvoda Benkovski’yi ve arkadaşlarını, Otlukköylü birkaç isyancının öldürmek istedikleri söylentileri ortaya yayıldı”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayların böyle cereyanından sonra isyancılar çarpışmak istemez ve:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İsyanına da, çarlığına da, voyvodasına da lânet olsun!” derler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsyancılar gizlenmek için dağlara çıkar. Voyvoda G. Benkovski, alevler içindeki köyleri işaret ederek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Amacıma ulaştım artık! Zalimin (Türk Devletinin-H. S. Y.) kalbinde öylesine bir yara açtım ki, bu yara hiçbir zaman kapanmayacak! Rusya’ya gelince-emretsin, yeter!... dedi ve gidip bir kayın ağacının altına oturdu”. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocabalkan’da sefil bir durumda dolaşan isyancılar, hayal kırıklığına tamamen uğramış ve bu kişileri teselli edecek herhangi bir tatlı söz söyleyecek bulunamamıştı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Allahım, O (Benkovski-H. S. Y.), nasıl tavsiyelerde bulunabilirdi ki, nasıl bir umut olabilirdi? Artık yalanlar da bitmişti”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çetenin voyvodası G. Benkovski ile gitmek isteyen isyancılar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“-Voyvoda! Papaz dede! Bizi bu ıssız, güneş görmeyen ve rutubetli yerde bırakıp gitmeyin! Köylerimizi yaktırmak için bizi aldattınız şimdi de bizden kaçıyorsunuz!.. arkamızdan ümitsizlik, çaresizlik içinde acı acı bağırıyorlardı”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Millî karakteri olmayan ve dışarıdan hazırlanan bu ayaklanmayı gerçekleştirenlerin ardında Rusya’nın bulunduğunu Bulgar halkı çok iyi biliyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Üç sığırtmaçtan en yaşlısı, kuzey yönünü parmakla işaret ederek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin bu işinizin arkasında büyük “Ayı” Rusya duruyor galiba ve sizlere onun adamları desem yanılmam”, dedi1. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1877/78 OSMANLI-RUS HARBİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1876 Bulgar İsyanında yaşanan acı olayların onulmaz yaralarına bir yıl sonra, 1877/78 Osmanlı-Rus (Doksanüç) Savaşının büyük felâketi de eklenince, neden Filibe ve (Tatar) Pazarcık bölgesinden göç edenlerin sayısının pek çok olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu savaş bir fırsat bilinerek masum Türklerden, Müslümanlardan 1876 yılı isyanının intikamı vahşi bir biçimde alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski Zağra’dan sonra ilerlemekte olan dehşet saçan Kazaklar ve öteki Rus askerî birlikleri katliamları sürdürmüşlerdir. Filibe ile Pazarcık arasındaki Kırçma (Kriçim) vadisinde canavarlıklar geniş boyutlara ulaşmış, Türk köylerinin, Türk evlerinin yağmalanması, yakılması olayları Türk halkını panik içinde göç yollarına düşürmüştür. Söz konusu vadide Rus askerleri ve Bulgarlar tarafından onbinlerce Türkün öldürüldüğü, Türk köylerinin yakılıp yerle bir edildiği ve sadece Pazarcık’ta 938 evin, caminin ve okulların tahrip edildiği bildirilmektedir4. Köylerini, kasabalarını terk edenler İstanbul yolunu tutmuş ve göç yollarında soğuktan, açlıktan can vermişlerdir. Bir Alman demiryolu memuru, Pazarcık’ın güneyindeki tepelerde soğuktan donan 400 kişilik göçmen kafilesinin içinde hayatta kalabilmiş küçük bir kız çocuğunu cesetler arasında bulmuş ve kurtarmıştır5. Kırçma (Kriçim) arazisinin kuzeybatısında Aydınköy (İsperihovo)-Yeniköy (Novo selo) yolunun yakınında bulunan tepeler arasındaki alçakta katledilen Türklerin kanları dere gibi akmış ve bu yer günümüzde de Kanlıdere olarak bilinmektedir. Onbinlerce Türk de Rodoplar’a, Müslüman(Pomak) kardeşleri yanına sığınmıştır. Canını kurtarmak için çırpınan Türkler ahırlarındaki hayvanlarını da unutmamışlardır. Bölgedeki yaşlı Bulgarlardan edinilen bilgilere göre, Türkler evlerini terk ederken, ahırlardaki hayvanları açlıktan ölmesin diye, bunları korulara, kırlara salıvermişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasköy ve Mustafa Paşa bölgesi halkı da Rus askerlerinin canavarlıklarına maruz kalmış, birçok köy yerle bir olmuştur. Gelişen olaylar, Türklerin, Müslümanların direnişine sebep olmuş, geçici Rus idaresine boyun eğilmediği gibi, Rodoplar’ın Doğu Rumeli’ye bağlanması da kesinlikle kabul edilmemiştir. Böylece 1886 Türkiye-Bulgaristan Antlaşmasıyla Kırcaali ve Rupçaz (Rupçoz) bölgleri Osmanlı Devleti sınırları içinde kalabilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rodoplar’ı terennüm ederken, Eğridereli şair İzzet Dinç (1890-1965) Rus askerlerine karşı koyan direnişçilerin kahramanlıklarını da şiirlerinden birinde şöyle dile getirmektedir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kırcali’nin ovası…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayran etti herkesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O aslanlar yuvası…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkleri çakmaklı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Millî müthiş bir ordu,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tarafı Paşmaklı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurtarmıştı o yurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkanları Salima (ğa)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canavardı İsmail…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmuşlardı Ruslara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O tüfeklerle hail…”6 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BALKAN SAVAŞLARI (1912-1913)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türklerin, Müslümanların(pomaklar) üzerindeki etkisi bakımından Balkan Savaşları, Doksanüç (1877/78) Harbinde görülenlere çok benzer etkiler yaratmıştır. Her iki savaşta da öldürme, ırza geçme ve soygunlar Türklerle diğer Müslümanları(Pomaklar) evlerinden-barklarından söküp atmış, Osmanlı Devletinin elinde kalabilmiş topraklara sürmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, Doksanüç Harbiyle 1912/13 Balkan Savaşları arasında farklılıklar da vardır. Doksanüç Harbi sadece Rusya’nın güdümünde yapılmıştı: Türkleri göç etmeye zorlayacak planları bunlar yürürlüğe koymuşlardı. Balkan Savaşlarında ise, savaşan birkaç devlet vardı. Zafer kazanan her birisi de zaptettiği topraklarda Türklerin, Müslümanarın varlığının son bulmasını istemekteydi. Savaşlara katılan her Balkan ülkesi, Türk-Müslüman(Pomak) halkı kendisinin zaptettiği ülkeden ötekinin ülkesine sürüyor, hatta oraya sürülenlerin oradan da gerisin geriye sürüldükleri oluyordu. Bunun Müslümanlar üzerindeki etkisi nasıl nitelenirse nitelensin, şurası kesindir ki Doksanüç Harbinden daha kötü oldu. İçlerinde baş gösteren ölüm telefatı, 1878’de görüldüğünden daha yüksekti7. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki tarihî devirlerde ortaya çıkan haydutluk, çetecilik, daha sonraları da komitacılık harekâtı, yeni tarihî koşullarda da yeni adlar ve yeni biçimleriyle Türklere, Müslümanlara(Pomaklar) yönelik ırza geçme, yol kesme, öldürme gibi eylemler devam etmiştir. Belirli dönemlerde ve özellikle Balkan Savaşlarını izleyen yıllarda geniş boyutlara ulaşan böylesi olaylar türlü varyantlarıyla destan, efsane, menkıbe, ağıt gibi Türk folklor türlerinde ifadesini bulmuştur. Birkaç varyantta bilinen bir ağıtta al duvaklı bir gelinin başına gelenler şu dizelerde canlandırılmıştır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aldılar beni ana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kına gecemde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Götürdüler beni ana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulu balkana, ulu balkana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sordular bana ana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimin kızısın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben gene dedim ana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali (H)ocanın küçük kızıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;……………………………………………&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayın yaprakları ana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Döşeyim oldu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayın kökleri ana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yatsıyım oldu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komita kebesi ana&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorganım oldu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;……………………………………………………….8&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balkan Savaşlarını Doksanüç Harbinden farklandıran bir özellik daha vardır-Müslümanları zorla Hristiyan yapma, isimlerini değiştirme emellerinin insanlık dışı yöntemlerle gerçekleştirilmesi. S. Selvi, bunu şöyle dile getirmiştir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Balkanlar deyince, aklıma rahmetli anacığımın gözyaşları gelir hep… Babamın çatık kaşları… Teyzemin nasıl dağa kaldırıldığı gelir… Kızarım, köpürürüm kendi kendime… Dolarım, dolarım da boşalamam…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balkanlar deyince…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Drama’nın Âlî köyünün ahalisinin papazlar tarafından camiye nasıl kapatıldığı, nasıl din değiştirilmeye zorlandığı, “Muhammed’den ayrılın!” emirleri gelir gözümün önüne…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balkanlar deyince…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, zorla din değiştirme operasyonunda, papazların vaftiz suyunu, nasıl Âlî Müslümanlarının üzerine serptikleri, nasıl isimlerinin değiştirildiği ve “Artık Hristiyan oldunuz!” sözleri gelir…&lt;br /&gt;Balkanlar deyine…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine o operasyonda, zorla Müslümanlıktan çıkarılan günahsız insanların arşa varan ahları… Ve… bu ahlara dayanamayan taş duvar caminin zangır zangır titrediği ve direklerin çatladığı gelir aklıma…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balkanlar deyine…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zorla din değiştirmeye maruz kalan bu insanların, “Eyvah… Hristiyan mı olduk?”, şüphesiyle tekrar iman tazelemeleri” ve “gusül abdesti” almalarını hatırlarım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balkanlar deyince…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahmetli anacığımın bu anlattıkları gelir gözümün önüne ve gözyaşları…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balkanlar deyince…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahmetli teyzemin Bulgar komitacıları tarafından nasıl dağa kaldırıldığı gelir, Yunan komitacıları tarafından hayvanları nasıl gaspedildiği gelir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;……………………………………………………&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte, Balkanlar deyince…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim aklıma, gözümün önüne hep bunlar gelir… Kızarım, köpürürüm kendi kendime… Dolarım dolarım da boşalamam”9.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balkan Savaşlarında Rodop Müslümanlarının dinini ve adlarının değiştirilmesi sırasında yaşanmış korkunç olaylar, yaşlıların hafızasından silinmiş değildir. Gazeteci yazar Salih Bozov, “Bir Ad Uğuruna (V imeto na imeto) adını verdiği eserinde Rodop Müslümanların acı anılarını, acı anlatılarını bir araya getirerek büyük bir sıcaklıkla, büyük bir insanlık anlayışıyla bunları kitaplaştırmıştır. Araştırmacı yazarın kitabından şu satırları okuyalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kasap bıçağı, kılıç, tüfek dipçikleri ve süngüler havada öylesine savruluyor ki, masum insanların başları düşüyordu. Kılıç öylesine savruluyordu ki, bundan sonra gelecek papazın, vaftiz kandiline, kutsal su ve tamyana ve haça yol açıyordu. Minareler devriliyor, camiler yıkılıyor, yıkılan camilerin altında masum Müslümanlar can veriyordu. Çırılçıplak eller havaya kalkarak kılıçlara karşı koymaya çalışıyorlar. Bir kılıç savruluşunda parmaklar gidiyor, ikincide bilekler paramparça oluyor! Bir bakmışsın ki, eller kollar da aynı akıbeti paylaşmış…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar yazılmadık tarihin sayfalarından alıntılar. Anılar, anılar, bu anılarda köyler, mezralar artarda diziliyor. Ve böylece Rodop insanının kara talihinin kara çergesi dokunuyor. Dökülen kanlar çoktan taş toprağa dönüşmüş ama bu çoktan bıçaktan kılıçtan geçirilmiş insanların hâlâ yaşayan çocukları ve torunları, taşa toprağa dönüşmüş olan kanı sımsıcak bir hâle getiriyor, avuç avuç ellerinde tutarcasına… Şimdi bu taş toprağa dönüşmüş olan kandan candan yeni kilimler, çergeler dokunmaktadır. İçten, çok derinlerden gelen bir ses, tane tane anlatıyor o günleri, o korkunç yaşantıları”10.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balkan Savaşlarını takip eden günlerde büyük güçlerin ve Türkiye’nin desteğini kazanmak amacı, Bulgaristan yöneticilerini geri adım atmak mecburiyetinde bıraktı-Müslümanların adları iade edildi, camilerde ibadet etmelerine, geleneksel kıyafetlerini giyebilmelerine izin verildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar sonra yine Rodoplar’daki Müslümanlık hedef alındı. 1937 yılında Smolyan’da “Drujba-Rodina” (Dostluk-Kardeşlik) cemiyeti kuruldu, yayın organı “Rodopi” (Rodoplar) dergisi de çıkmaya başladı. Yeni kurulan cemiyetin amacı: Müslümanları Hristiyan yapmakla onlarda Bulgarlık bilinci uyandırmak, Müslüman adlarını Hristiyan adlarıyla değiştirmek, Türkçe konuşmayı yasaklamak, geleneksel Müslüman kıyafetlerini (fes, ferace, yaşmak, şalvar vb.) yerine Bulgar kıyafetlerini yaygınlaştırmak, sünnet geleneğini yasaklamak, Müslümanları domuz eti yemeye mecbur etmek vb. Tüm bunların gerçekleştirilmesinde Rodop’lardaki bazı Müslüman din yetkililer de kullanıldı, askerlik hizmetini yeni tamamlamış deneyimsiz Rodop gençleri de kullanıldı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında da faaliyetlerini sürdüren “Rodina” cemiyet üyeleri Rodop Müslümanlarına kan kusturdu11. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASI DÖNEM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci Dünya Savaşından sonra idareye gelen komünistler, azınlıklara büyük vaatlerde bulundular, geçmişte yapılmış barbarlıkları kınadılar. Ancak zamanla bunların da eski yöneticilerden farklı olmadıkları görüldü. 1950’lerin ikinci yarısında Türk okullarının varlığına son verildi. Program dışı bırakılan Türkçe dersleri birçok öğrenciye yasaklandı, sonra da bu derslere tamamen son verildi. 1960’lı yılların başında Rodoplar’da Kültür İnkılâbı adıyla geniş çapta çalışmalar başlatıldı ve her türlü kültürel-ideolojik faaliyet bir vatanseverlik ifadesi olarak değerlendiriliyordu. Belirli aileler, belirli yöreler yine ad değişimi baskılarıyla sarsıldı. 1970-1972 arası dönemde tüm devlet güçleri harekete geçirilerek birçok masum Müslüman ve hatta birçok ev hayvanı tanklar altında ezilerek can verdi. Birçok insan cezaevlerine, Belene ölüm kampına gönderildi. Yazar Kâşif Kapsızov (Burovo, Smolyan D. 1941-Ö. Sofya 1992) bu olayları romanlaştırdı*. “Küçük Çayların Bitişi (“Krayat na pototsite”) adını taşıyan romanı, ölümünden sonra ”Dar” Kütüphanesi tarafından yayımlandı12. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu eserinde yazar, Orfey’den sonra Rodoplar’da çınlayan türkülerin susturulmasını türlü imalarla sembolize eder. Bu türküleri yer altında akan küçük çaylarla kıyaslama yapar. Yazara göre Rodoplar’ın güzelliği, Rodop türkülerinden, ulu dağların senfonisinden bir kıtacıktır. Hayatı çilelerle dolu olsa da, türküler, özgür iradesinin bir ışığıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkü bir bayram, hattâ üstün bir şey olsa gerek. Romanda adı geçen İsmail Dede’nin, canileri görünce türküyü yarıda kesip susması çok doğaldır. Çünkü totaliter rejim bu hususta son sözünü söylemiştir: Müslümanların türkülerini söylemeleri, okumaları yasaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar, “Yeniden doğuş” (Bulgarlaştırma) sürecine karşı çıkar. Adların değişimi sonucu üniversiteden kovulan, Belene ölüm kampına gönderilen gençler de onun gözünden kaçmaz. Karakterleri büyük bir ustalıkla tipikleştirir. Şirin’in babası Hasan Uzun, davranışları ve nitelikleriyle dikkati çeker.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıra artık Türklere gelmişti ve tanklar, kızıl bereliler, tüm devlet güçleri Mestanlı (Momçilgrat) meydanında masum insanların, bebeklerin üzerine yürüdü. Sonra olaylar tüm Bulgaristan’a yayıldı, ölen öldü, kalan kaldı... Totaliter rejim yöneticileri Bulgaristan’da Türklüğe, Müslümanlığa son verdiklerini sandılar... Korku, dehşet saçan günler, aylar, yıllar birbirini izliyor, halk kan ağlıyordu. Çekilen çileler, akan kanlı gözyaşları romanlaştırıldı, şiirleştirildi. Emine Hocaoğlu (Mestanlı, Kirkovo D., 1958) şiirlerinden birinde şöyle diyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Zorbalık içinde büyüdük,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayramlardan neşeden uzak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diken olduk büyüdüğümüz toprakta&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaderimiz yazılmıştı ezelden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlayan yoktu ki hâlden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tören şenlik bilemedik,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namaz vakti namazı kılamadık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ezan vakti ezanı duyamadık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk doğurduk adını koyamadık,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölü gömdük taşını dikemedik”13.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1989’da yeni bir kıyamet koptu: Türkiye’ye zorunlu göç başladı. Bu, Bulgaristan Türklerinin tarihinde Büyük Göç olarak bilinir. Bulgar yöneticiler buna “Büyük Gezi” demeye çalıştı. Utanç trenleri, uçaklar kilometrelerce uzayan otomobil kervanları Bulgaristan Türklerini, Müslümanlarını Türkiye’ye taşıyorlardı. 2 Haziran 1989’dan 22 Ağustos 1989 gününe kadar, yani iki buçuk aylık kısa bir süre içinde yaklaşık 320 000 Bulgaristan Türkü Türkiye’ye zorunlu olarak gönderildi. Türklere yapılan insanlık dışı işkenceler, acımasız olaylar bazı Bulgar aydınlarının da tepkisine yol açtı. İşte bu korkunç günlerde, Temmuz 1989 tarihinde dünyaca ünlü kadın şair ve yazar, sonra da-demokrasi dönemi sürecinin başlarında-Bulgaristan Cumhurbaşkanı Yardımcısı seçilen** Blaga Dimitrova, “Bir Ad” başlıklı kısa eseriyle bu olayları kınadı ve masum Türklere manevi destek oldu. İşte Blaga Dimitrova’nın tarihî yazısından alıntılar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Eğer öz adını senden zorla alıp yerine başka bir ad kabul ettirmeye kalkışılırsa, bu düpedüz kişiliğine yöneltilen katlanılmaz bir saldırıdır”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Adının zorla değiştirilmesi geçmişi ortadan kaldırıyor, tecrübeyi silip atıyor, tarihi ayaklar altına alıyor”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulgar makamları Türklere işte böylesine kaba bir saldırıda bulunduklarını yazıyor Blaga Dimitrova ve devamla şöyle diyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Eğer Müslüman vatandaşların adlarına dokunulmasaydı, kendi dillerini konuşmaları, dini adetlerini yapmaları yasaklanmasaydı, eminim ki, hiçbir iç ve dış tahrik onları kafileler halinde yollara düşürmeyecekti. Evlerini, malını-mülkünü, yakınlarının aziz mezarlarını, bağ ve bahçeleri öylece bırakıp yollara düşen bu zavallılar, çiğnenen insan onurlarını kazanmak için herşeyi göze almışlardı. Boşalan şu tütün tarlaları, şu ıssız atölye ve kırlar, şu endişeli bakışlar, bütün bunlar beş yıldır üzerlerine uygulanan, o çirkin baskıya bir cevaptı. Kendilerine örnek patriot (vatansever) dedikleri o bizim yüksek çevre mensupları kendi Türk soyadlarını neden değiştirmediler? Kendimizin katlanamayacağımız zorbalığı neden başkasına uyguluyoruz?...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözümona “yeniden doğuş” sürecinin suçluları hakkında da şöyle diyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Anonim suç yok. Suçlular bulunmalı. O bir avuç sorumsuz fonksiyoner açıklanmalı ve halkın karşısında kınanmalıdır. Bir de şu var, hepimiz susmasaydık, bürokratik mekanizma böylesine çalışamazdı... Suçluyuz. Ayrı ayrı hepimiz suçluyuz! Ve bu yüzden şimdi cezalıyız. Vatanın yaşam temposu bozuldu: Emekliler fabrikalarda çalışıyor güçleri yettiği kadar. Öğrenciler ve öğretmenler kırlarda mahsulü toplamaya calışıyorlar. Memurlar inek çiftliklerinde sağmayı, çayırlarda biçmeyi öğreniyorlar... Bu ağır suçun cezasını yarın çocuklarımız çekecek. Belki de bize lânet edecekler. Hayali bir zenginlik için, turistik bir gezi, büyük kazanç için veya sırf macera için insan yerini yurdunu bırakır mı? O, bunu yakın veya uzak ajansların etkisiyle de yapmaz. Yaparsa, anadili hakkını savunmak için yapar, dininden ötürü yapar, başlıca adından ötürü yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa bir adın oluşturulması hiç de kolay değil. Bunun için onu gaspetmeye, değiştirmeye veya lekelemeye kimsenin hakkı yoktur”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1993’te Almanya’da düzenlenen uluslararası bir forumda Blaga Dimitrova, Bulgaristan Türkleriyle ilgili: “Bulgarlar arasında bir söz vardır: Komşuların Türkse, senden mutlusu yoktur, demektir” demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 Kasım 1989 yılında Bulgaristan’da totaliter rejime son verildi ve ülkede demokrasiye bir geçiş süreci başladı. Türkler de, Müslümanlar da yollara dökülerek 10 Kasımdan sonra Sofya’da düzenlenen mitinglere yoğun olarak katıldılar ve: “Adlarımızı iade edin!”, “Dini geleneklerimizi yasaklamayın!”, “Çocuklarımızın Türkçe ders görmelerine de izin verin!” gibi isteklerini dile getirdiler. Mitinglerin birinde ünlü Bulgar şair ve mizah yazarı Radoy Ralin: “Biz 35 yıl T. Jivkov’un idare ettiği yıllarda inim inim inledik. Türk ve Müslüman kardeşlerimizin direnişleri olmasaydı, inanın daha 35 yıl öyle geçecektik. Bugünkü özgürlüğümüzü Türk ve Müslüman kardeşlerimize borçluyuz...” demişti***. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radoy Ralin ile ara sıra görüşüyor, dertleşiyor, bazı şeyleri paylaşıyorduk. Yazar Nikolay Haytov’un da hem bir insan olarak hem bir yazar olarak Müslümanlara işlemiş olduğu büyük günahları dile getiriliyordu. Bulgar edebiyatında “köken arama akımı” temsilcilerinin başında bulunuyordu Nikolay Haytov ve “köken arayıcı, insanların kökünü araştıran” adıyla Bulgar edebiyat tarihine geçti14. “Rodina” cemiyetinde üyeliği yıllarında, sonra da totaliter rejim döneminde Rodop Müslümanlarının etnik kökeni konusundaki ırkçı düşüncelerinden hayatının sonuna kadar vazgeçmedi. Ömrünün sonlarında kendisine hayatının en mutlu an hangisidir sorulduğunda Nikolay Haytov: “Boyan Sarıev’in Kırcaali yöresinde (yani Türklerin, Müslümanların en yoğun yaşamakta olduğu bölgede) bir ruhban (Hristiyan) okulu açtığını duyduğum an, hayatımın en mutlu anıydı...” diye cevap verdiğini yazmıştı Bulgar basını... Boyan Sarıev, totaliter rejim döneminde 20 yıl polis şefi olarak çalışmış bir şahıstır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;X&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Birliği üyesi Bulgaristan’da insan hakları konusunda bir hayli mesafe alındı. Geçmişteki acıların bundan böyle tekrarlanmayacağına inanmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara, 25.03.2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynakça&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;1. &lt;!--[endif]--&gt;İreçek, K., Pıtuvane po Bılgariya, C., 1974, 462-3.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;2. &lt;!--[endif]--&gt;Stoyanov, Zahari., Zapiski po bılgarskite vıstaniya. Bılgarski pisatel, Sofiya, 1983.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;3. &lt;!--[endif]--&gt;Acaroğlu, M. T., Bulgaristan’da Türkçe Yer Adları Kılavuzu. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Millî Folklor Araştırma dairesi Yayını, Ankara, 1988, 28.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;4. &lt;!--[endif]--&gt;Yalımov, İ., İstoriya na turskata obştnost v Bılgariya, Sofiya, 2002, 46.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;5. &lt;!--[endif]--&gt;Şimşir, B., Rumeli’den Türk Göçleri. I-III. Ankara, 1968, 1970, 1989, 90.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;6. &lt;!--[endif]--&gt;Yenisoy, H. Süleymanoğlu, Başlangıcından Günümüze Kadar Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi. Bulgaristan Türk Edebiyatı, 8. T. C. Kültür Bakanlığı, Ankara, 1997, 190.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;7. &lt;!--[endif]--&gt;McCarthy, Justin, Ölüm ve Sürgün. İnkılâp Yayınevi. 3. Baskı, İstanbul, 1998, 14-15, 149.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;8. &lt;!--[endif]--&gt;Yenisoy, H. Süleymanoğlu, Balkanlar Deyince..., Filibe Yöresi Kültür ve Dayanışma Derneği Yayını, Bursa, 2007, 19-20.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;9. &lt;!--[endif]--&gt;Selvi, S., Balkanlar Deyince. Balkanların Sesi-2, 1989, 15.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;10. &lt;!--[endif]--&gt;Bozov, S., “V imeto na imeto”. İzd. Literaturna integratsiya, 2005. Bk.: Balkanlar’da Türk Kültürü, sayı-57, 2005, 28.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;11. &lt;!--[endif]--&gt;Yalımov, İ., İstoriya na turskata obştnost..., 250-250.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;12. &lt;!--[endif]--&gt;Kapsızov, K., Krayat na pototsite. Dar Kütüphanesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;13. &lt;!--[endif]--&gt;Yenisoy, H. Süleymanoğlu, Balkan Türklerinin Göç Kaderi, Toplumsal Gelişim Derneği, Ankara, 2005, 95.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;14. &lt;!--[endif]--&gt;Yenisoy, H. Süleymanoğlu, Bulgaristan Türklerinin Yakın Geçmişi ve Bugünü. Balkanlar’da Türk Kültürü, sayı-13, Bursa, 1994, 5-8.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;15. &lt;!--[endif]--&gt;İgov, Sv., İstoriya na bılgarskata literatura, Ciela, Sofiya, 2001, 830.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;!--[endif]--&gt; &lt;br /&gt;* K. Kapsızov, 15 Eylül 1992 tarihinde bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Trafik uzmanlarınca, yazarın bu acıklı ölümü, kendisine karşı önceden hazırlanmış bir komplo olarak değerlendirildi. 1991’de K. Kapsızov, Blagoevgrat (Cuma-i Bâlâ) bölgesinden Hak ve Özgürlük Hareketinden millet vekili seçilerek Bulgaristan Ulusal Meclisine girdi. Hak ve Özgürlük Hareketinin yayın organı “Haklar ve Özgürlükler” (Prava i svobodi) gazetesinin başyazarı oldu. (Ayrıntılı bilgi için bk.: N. H. Bahtiyar, Balkanlar’da Türk Ünlüleri. İkinci Kitap. Bizim Anayurt Yayınları, İstanbul, 2002, 164; H. S. Yenisoy, Edebiyatımızda Balkan Türklerinin Göç Kaderi. Toplumsal Gelişim Deneği, Ankara, 2005, 285).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;** Bu seçimlerde Türklerin oyları çok önemliydi ve Türkler de hem bir vatandaşlık borcu olarak hem de bir minnettarlık ifadesi olarak oylarını Jelö Jelev ve Blaga Dimitrova’ya vermişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*** 1990 yılı Kurucu Meclis Seçimleri’nde Sosyal Demokrat Parti Lideri Dr. P. Dertliev: “Biz Türklerden çok iyi şeyler öğrenmeliyiz. Türklerde anaya saygı, çocuklara büyük sevgi vardır. Öteki azınlıklardan da birçok iyi şeyler almalıyız. Örneğin Çingenelerden özgür olmayı öğrenmeliyiz” demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka mitingte o zamanki Bulgaristan Cumhurbaşkanı Dr. J. Jelev, Türklerin hayat standardı düşük olmasına rağmen yapılan araştırmalarda Bulgaristan’ın hiçbir huzurevinde tek bir yaşlı bulunmadığı ve yetim yurtlarında Türk çocuğu bulunmadığını vurgulamıştı. Kimsesiz yaşlılar, yetim çocuklar, yakınlarından, kendi ortamından uzak tutulmamışlardır, demişti. Boşanmalar konusunda da Bulgarlara kıyasla Türkler arasında boşanma olayları oranının çok düşük olduğunu belgelere dayanarak göstermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.efrasyap.com&lt;br /&gt;http://www.pomak.be/viewtopic.php?f=40&amp;t=286&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6151760311435619137-6042371099523264830?l=pomaktarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/feeds/6042371099523264830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6151760311435619137&amp;postID=6042371099523264830' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/6042371099523264830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/6042371099523264830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/2008/12/sanat-eserlerinde-rodop-mslmanlarnn.html' title='Sanat Eserlerinde Rodop Müslümanlarının Dramı'/><author><name>Pomak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05442413693048551903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SdyrmIXELYI/AAAAAAAAAWE/PS1xlF-yCr0/S220/ikenar....jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6151760311435619137.post-1343255290729683895</id><published>2008-12-30T17:44:00.002+01:00</published><updated>2008-12-30T17:47:25.237+01:00</updated><title type='text'>Tamrash Republic</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SVpQlU18DqI/AAAAAAAAAVc/dGEJq54Mb58/s1600-h/pomaks10.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SVpQlU18DqI/AAAAAAAAAVc/dGEJq54Mb58/s320/pomaks10.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5285625714853023394" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SVpQa3pw8zI/AAAAAAAAAVU/kJeeEdgUxYI/s1600-h/tym110.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 114px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SVpQa3pw8zI/AAAAAAAAAVU/kJeeEdgUxYI/s400/tym110.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5285625535218643762" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tamrash Republic &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Some of the loveliest Rhodopean spruce forests are in the Tamrash reserve area. Many wild pigs, does and deer live here. This is a precondition for the large number of wolves in the region. However, the real wealth of the area is the number of bears, unfortunately responsible for great damages to the stock-breeders. Tamrash is named after the homonymous village, whose inhabitants left in panic during the Balkan War in 1912. After that the village was set on fire by the inhabitants of Perushtitsa, because the people of Tamrash took part in the Perushtitsa slaughter during the April Revolt. The Tamrashians ruled over the whole mountain down to the Greek border. They were proud and rebellious mountain people. During the whole period, the region between the rivers of Vucha and Chaia, was called “Tamrash Republic”. The foundations of only about 300 houses are all that can still be seen today, but apart from them, there are two graveyards, used from XVI to XX centuries, and they are really interesting to visit and explore. Their gravestones are true cultural monuments. Unfortunately, now the whole place is overgrown by a centuries-old forest. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The highest peak in the region is Modar, from where you can see everything spreading down to Rila, Pirin, Stara Planina, and to the south the eyes pass over the countless mountain folds, and reach the Greek mountains. The well-preserved parts of an ancient Thracian road from the 1st century B.C., lay a hundred meters below the peak. This is a continuation of the road from Persenk.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6151760311435619137-1343255290729683895?l=pomaktarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/feeds/1343255290729683895/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6151760311435619137&amp;postID=1343255290729683895' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/1343255290729683895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/1343255290729683895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/2008/12/tamrash-republic.html' title='Tamrash Republic'/><author><name>Pomak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05442413693048551903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SdyrmIXELYI/AAAAAAAAAWE/PS1xlF-yCr0/S220/ikenar....jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SVpQlU18DqI/AAAAAAAAAVc/dGEJq54Mb58/s72-c/pomaks10.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6151760311435619137.post-1604281007211767195</id><published>2008-12-30T17:42:00.000+01:00</published><updated>2008-12-30T17:43:25.849+01:00</updated><title type='text'>Ekslavonlar</title><content type='html'>ROMA İMPARATORLUĞU'NUN GERİLEYİŞ VE ÇÖKÜŞ TARİHİ Cilt V.&lt;br /&gt;BİZANS II.&lt;br /&gt;EDWARD GIBBON&lt;br /&gt;Arkeoloji ve Sanat Yayınları,Çeviren Asım Baltacıgil,İst.,1995&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ESKLAVONLAR (SLAVLAR)&lt;br /&gt;Justinianus zamanında Rusya,Litvanya ve Polonya ovalarında yerleşik ya da göçer durumdaki yabanılları Bulgarlar ve Esklavonlar diye iki büyük aileye indirmek olasıdır.(*1)&lt;br /&gt;Yunanlı yazarlara göre,Karadeniz'le Meotis gölü arasında kalanların kökeni ve adları Hunlardan gelmektedir.Yetenekli ve atıkgan okçular olan Tatarlar'ınçok bilinen ve yakın törelerinden burada yeniden sözetmekte yarar yoktur.Kısraklarının sütünü içiyorlar,çevik ve yorulmak bilmez savaş atlarının etini yiyorlardı.Sürüleri,kendilerini izliyor,daha doğrusu yönlendiriyor,en uzak ve erişilmesi en güç ülkeler bile onların akınlarına uğramaktan kurtulamıyordu.Her ne denli korku onlar için yabancı bir kavramsa da,kaçış sanatına da büyük yatkınlıkları vardı.Ulus iki güçlü oymaktan oluşuyordu ve bunlar kardeşçe bir kinle birbirleriyle çarpışıyorlardı.İmparator Justinianus'undostluğu ve eli açıklığı için kendi aralarında çekişiyorlardı.Anlatıldığına göre,bilgisiz hükümdarının(*2)sözlü bilgilerini dile getiren bir elçi,onları sadık köpek ve aç kurt simgeleriyle belirlemişti.Romalıların zenginliği,değişik adlarla anılan bütün Bulgarların açgözlülüğünü dürtüklüyordu.&lt;br /&gt;Esklavon adı taşıyan her şey ve yer üzerinde belirsiz imparatorluk savını ileri sürüyorlardı;hızlı ve yürüyüşleri ancak Baltık denizi ya da Kuzey ülkelerinin aşırı soğuğu ve yoksulluğu ile durdurulabilmişti.Ne var ki,anlaşıldığına göre aynı soydan bir Esklavon grubu bu ülkelerin halkı olarak orada kalmıştır.Birbirlerine uzak ve de düşman bile olsalar çeşitli halklar aynı,düzensiz ve kulağa hoş gelmeyen dili kullanıyorlardı.Bunlar birbirlerine benzerlikten anlaşılıyorlardı.Tatarlar gibi esmer değillerdi;boyları ve renkleri bakımından,ayrımları olsa da,Cermenlerin uzun boylarına ve beyaz renklerine uyuyorlardı.Rusya ve Polonya eyaletlerinde dağılmış dörtbin altıyüz köyde yaşıyorlardı.(*3)Taş ve demirden yoksun olan ülkelerindebulabildikleri tek madde olan ve kötü budanmış ağaçtan acele meydana getirilen kulubeleri vardı.Ormanların içlerinde,ırmakların ve bataklıkların yanıbaşında yapılmış,daha doğrusu gizlenmiş bulunan kulubeleri kunduzların yuvalarına benzetmek belki onları onurlandırmak gibi birşey olacaktır.Bu kulubelerin kunduzlarınkine benzetilmesinde iki çıkış yerinin varlığı neden olmaktadır:bu çıkışlardan biri topraktan,öbürü su dandır.Çıkışlar,bu şaşıları dört ayaklıya oranla daha az temiz,daha az çalışkan ve de daha az toplumsal olan bir hayvana hizmet ediyordu.Toprağın verimliliği,oralarda yerleşik insanların gördüğü işten daha iyisini sağlıyor,Esklavonların kırsal zenginliğini oluşturuyordu.Çok sayıda koyunları ve iri yapılı boynuzlu hayvanları vardı.Darı ve panis(*4)ektikleri tarlaları,buğdaya oranla daha kaba ve daha az besleyici ürün veriyordu.Komşularının ekinlerini yağma için kendi ürünlerini toprağa gömüyorlardı.Bir yabancı onlara geldiği zaman,bunun bir bölümünü ona seve seve veriyorlardı.Karakterleri bakımından pek de elverişli olmayan bu halk,namusları,sabırları ve konukseverlikleri ile tanınıyordu. Yüce tanrısallık gücünde yıldırımda bulunan görünmez bir tanrıya tapıyorlardı.Irmaklar ve su perileri bağımlı tanrısallık ediniyor ve genel tapınmaları adaklardan ve sungulardan oluşuyordu.&lt;br /&gt;Ne zorba hükümdar,ne prens,ne de yüksek dereceli görev görmek istemiyorlardı.Ne var ki,deneyim yetersizlikleri ve tutkularının şiddeti,ortaklaşa yasalar sistemi ya da genel savunma örgütü kurmalarına olanak vermiyordu.Yaşlılığa ve değerliliğe karşı,kendi istekleriyle bir ölçüde saygı göstermiyor da değilllerdi.Her oymak,her köy ayrı bir cumhuriyet oluşturuyordu.Hiç kimseyi zorla benimsetmek olası bulunmadığından teker teker tüm insanların inandırılması gerekiyordu.Yaya ve hemen hemen çıplak ve,savunma aracı olarak ağır ve elverişsiz bir kalkanla savaşıyorlardı.Saldırı silahlarıysa ok,küçük ve zehirli oklarla dolu bir sadak,uzaktan ustalıkla attıkları,çekince kapanarak düşmanlarını yakaladıkları uzun bir ipten oluşuyordu.Esklavon piyadelerinin çabası,devinimi ve gözüpekliği onları savaşta korkunç niteliğe büründürüyordu:Yüzüyorlar,dalıyorlar,içi oyulmuş bir çubuğun yardımıyle soluklanarak uzun bir süre su içinde kalıyorlar ve kuşkulanılması olanaksız biçimde bir ırmak,ya da gölde pusu hazırlıyorlardı.Bunlar casusluktan ve ekin hırsızlığından kazanılmış yeteneklerdi.Süel sanat(askerlik sanatı) Esklavonlar için yabancı bir kavramdı.Adları pek bilinmiyordu,fetihleri de utkusuz oluyordu.(*5)&lt;br /&gt;Ekslavonlar ve Bulgarlar'a ilişkin olarak birtakım genel çizgiler çizdimse de ,öbür barbarların da şöyle böyle tanıdıkları ve de ilgi göstermedikleri bu ilkel toplulukların yerleşme bölgelerini gereği gibi araştıramadım.İmparatorluğa uzaklıkları ya da yakınlıkları ölçüsünde daha az ya da bir dereceye kadar dikkati çekiyorlardı.Justinianus'un fetihleri listesine bir tane daha ekleme fırsatı veren Esklavonlar'dan Ante oymağı (*6)Moldovya ve Valaşi ovalarında yerleşmişlerdi.(*7)Tuna berkitimleri(tahkimatı) Anteler'e karşı yapılmıştı.İmparator,kuzey halklarının dolaysız akın yolları üzerinde yerleşmiş bulunan bir halkla bağlaşık kalmayı hiç savsamamıştı.Transilvanya dağları ile Karadeniz arasında iki yüz mil uzunluğunda bir yer onlara kanal hizmeti görüyordu.Ne var ki,Ante'ler bu seli durduracak güçte ve istençte değillerdi.Hafif silahlarla donanmış yüz Esklavon oymağı aynı hızla hareket eden Bulgar süvarilerinin izlerine varıyorlardı.Er başına bir altın lira karşılığında,Yukarı Tuna (*8) geçitinin sahipleri bulunan Gepitler'in topraklarında güvenli ve kolay bir geri çekiliş olanağı elde ediyorlardı.Barbarların umutları ve korkuları,kendi aralarındaki birlik ya da ayrılıkları geçmelerini engellemeyecek donmuş ya da az derinlikteki bir dere,açgözlülüklerini dürtükleyen buğday rekoltesi ya da şarap,Romalıların gönenci ya da dar durumda olmaları gibi nedenlerle barbarlar,burada ayrıntılara girmenin can sıkmaktan başka yararı olmayacak,akınlarını her yıl yineliyorlardı.(*9)&lt;br /&gt;Ravenna'nın teslim olduğu yıl,bekli o ay,Hunların ve Bulgarların,eski akınlarının anısını gölgede bırakan yeni ve felaket getirici akınları oldu.Konstantinopolis'in dış mahallerinden İyon denizine dek akınlarını yaygınlaştırdılar.Otuziki kenti ya da hisarı yıktılar.Atinalıların yaptığı,Filip'in kuşattığı Potide'yi yerle bir ettiler,atlarının arkasından yüzyirmibin Roma uyruğunu da sürükleyerek Tuna'dan geri döndüler.Daha sonraki bir akında da Gelibolu(Chersonese) duvarını deldiler,yapılaru yıktılar ve insanları boğazladılar.Çanakkale boğazını çekinmeden geçtiler,sonra da arkadaşlarının yanına,Asya'dan aldıkları ganimetlerle yüklü olarak döndüler.Romalılar'a korkunç bir güruh gibi görünen başka bir akıncı grubu,Korent kıstağında Termopil geçidinde bir engele rastlamadan ve tarihin,Yunanistan'ın yakılıp yıkılmasıyla sonuçlanan bu olaya ilişkin bilgi toplamak zahmetine katlanmadığı,yürüyüşünü sürdürdü.Justinianus'un,uyrularını korumak için olmakla birlikte onların zararına diktiği yapıtlar,bunların ne denli ihmale uğradığının da,kalan kısımlarıyle göstermekteydi.Asker birliklerinin bırakıp gittiği ve barbarların aştığı kale duvarları için dalkavuklar,daha önce alınamaz demişlerdi.İki gruba ayrılmak küstahlığında bulunan üçbin Esklavon,bu utkulu saltanatın zayıflığını ve çaresizliğini öğrenmiş oldular.Tuna'yı ve Herbe'yi ele geçirdiler,yürüyüşlerine enhel olmak isteyen Roma komutanlarını yenilgiye uğrattılar,hiçbir karşılık görmeden,herbiri bu sefil sakdırganları zararsız hale sokacak denli oldukça bol sayıda silah ve nüfusa sahip Trakya ve İllirya kentlerini yağmaladılar.Bu gözüpekliklerinden dolayı bir bakıma övgüye değer olabilecek Esklavonlar,yakaladıkları insanları soğukkanlı olarak yaptıkları kıyıcılık ve kan dökücülükle kendilerini lekelediler.Denildiğine göre,toplumsal katmanı,yaş ve kadın-erkek ayrımı gözetmeksizin,ellerine geçirdiklerini kazığa vuruyorlar ya da canlı canlı derilerini yüzüyorlar;dört direk arasına asarak kalın sopalarla vurup öldürüyorlar;geniş yapılar içerisine bu insanları ve,yürüyüşlerini geciktirebilecek kimi ganimetlerle hayvanları koyarak binayı ateşe veriyorlar,hepsini birden ölüme mahkum ediyorlardı.(*10)Bu kıyıcılıklarının sayısını belki azaltmak gerekir;belki korkunç ayrıntılarda abartma vardır,belki de kimi zaman dengiyle karşılama(mukabele bilmisil) denilen acımasız hak ile suçsuz sayılmışlardır.Esklavon Topirus'u (*11) kuşatınca inatçı bir savunmayla karşılaştıklarından burada onbeşbin kişiyi öldürmüşlerdir.Bununla birlikte,kadınlarla çocuklara birşey yapmamışlar,bunları kendi işlerinde çalıştırmak ya da kurtulmalık(fidye) almak için korumuşlardır.Bunların tutsaklığı ağır koşullar içerisinde geçmiyordu,kısa sürede kazandıkları kurtuluşları,ılımlı bir satış bedeliyle gerçekleşiyordu.Justinianus'un uyruğu ve tarihçisi olarak Prokopius,tiksintisini,yakınma ya da kınama biçiminde belirtmiştir.Otuz iki yıllık bir saltanat süresinde barbarların,Roma imparatorluğundan her yıl yaptıkları akınlarla yılda ikiyüz bin insanı kaçırıp götürdüklerini söylemekten çekinmemiştir.Aşağı yukarı Justinianus'un eyaletlerini kapsayan Türkiye Avrupası'nın tüm nüfusu,Prokopius'un hesabına göre bulunacak altı milyona ulaşmamaktadır.(*12)&lt;br /&gt;------------------------------------------&lt;br /&gt;*1-Ennodius'e(in Panegyr.Theodor.Opp.Sirmond.,cilt.I,s.1598,1599),Jornandes'e (de Rebus getic.,bö.5,s.194,ve de Reg.success.,s.242),Teofanus'e(s.185),ve Cassiodore ile Marcellinus'ün Kronikleri'ne dayanarak ben de Bulgar adlandırmasını benimsiyorum.Hun adı çok belirsiz.Kutturguriyen ve Utturguriyen oymakları çok küçük bölünümler oluşturmakta ve kulağa hoş gelmeyen adlar olarak ortaya çıkmaktadırlar.&lt;br /&gt;*2-Prokop.,Goth.,I.Iv,bö.19 İçerisinde kendini okuma-yazma bilmeyen bir barbar olarak tanıtan bu sözlü mesajı,Prokop bir mektup biçiminde vermiştir.Üslup,yabanıl,resimli ve özgündür.&lt;br /&gt;*3-Bu sayı Milano kitaplığında bulunmuş,550 yılının bir el yazmasında verilen bir listenin tutarıdır.O zamanın bilinmeyen coğrafyası Kont Buat'ın sabırlı çalışmasıyla incelenmiştir.(cilt XI,s.69-189).Fransız bakanı,çok zaman çöllerde yitmektedir.Bu konuda da kendisine bir Sakson ya da Polonyalı klavuz gerekecekti.&lt;br /&gt;*4-Panicum,m,lium.(B.Columelle,I.II,bö.9,s.430,Gesner baskısı;Plinius,Hist.nat.,XVIII,24,25.)Sarmatlar,darı ie süt ya da kısrak kanı karıştırılmış bir çeşit haşlama yapıyorlardı.&lt;br /&gt;*5-Esklavonların adı,durumu ve töreleri üzerine Prokop.'da (altıncı yüzyıl tanıklığı)(Goth.1.II,bö.26,1.III.bö.14).İmparator Mauricius'ün dediğine (Stratagemat.,1.II,bö.5,apud Mascou,Anotat.31.)Mauricius'ün Stratageme'ler kitabının,Arrien Tactique'inin basılışından sonra ayrıca basılmış olduğunu bilmiyordum,(upsala'da,Scheffer'in,1664(Fabric.Bibl.groec.,1.IV,bö.8,cilt III,s.278),bu az bulunan yapıtı bıgüne dek edinemedim.&lt;br /&gt;*6-Antes eorum fortissimi...Taysis qui rapidus et varticosus in Histri fluenta furens devolivtur(Jornandes,bö.5,s.194,baskı:Muratori,Prokope,Goth.,I.III,bö.14,ve de AEdific.,I.IV,bö.7).Aynı Prokopios,Gotlar'la Hunlar'ın Tuna'dan komşu olduklarını söylüyor (de AEdif.,1.IV,bö.1).&lt;br /&gt;*7-Anticus sanını yasalarda ve yazıtlarda kullanması üzerine bu san,onun ardıllarınca da benimsendi,saygıdeğer Ludwig bunu doğrulamaktadır.(in Vit.Justiniam.,s.515),Ortaçağın hukukçularını çok engelledi.&lt;br /&gt;*8-Prokopios,Goth.,1.IV,bö.25.&lt;br /&gt;*9-Prokopios'un dediğine göre Hunlar'ın akınıyla bir kuyruklu yıldızın görünmesi aynı zamanda oldu.Belki de 531 kuruklu yıldızı söz konusudur.(Persib.,1.II,bö.4.)Agathias (1.V,s.154,155)Barbarların ilk akınlarına birtakım olaylardan-öncelerine dayanarak-kimi bilgeler veriyor.&lt;br /&gt;*10-Esklavonların kan dökücülükleri,Prokopios'ca anlatılmış ya da abartılmıştır.(Goth.,I.III,bö.29,38).Bunların yakaladıkları insanlara yumuşak ve yüce gönüllü davrandıklarını,daha sonraki otorite,imparator Mauricius'ün anlatışına dayanarak söyleyebiliriz.(Stratagem.,1.II,bö.5)&lt;br /&gt;*11-Topirus,Trakya ya da Makedonya'da,Taşoz adasının karşısında,İstanbul'a oniki günlük uzaklıktaki Philippes kentinin yakınında(Cellarius,cilt I,s.676,840).&lt;br /&gt;*12-Anecdote'ların kötümser tanıklığına inanılırsa(bö.18),bu akınlardan sonra Tuna'nın güneyinde bulunan eyaletler,İskitler'in çöllerine benzemişti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.pomak.be/viewtopic.php?f=40&amp;t=329"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;http://www.pomak.be/viewtopic.php?f=40&amp;t=329&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6151760311435619137-1604281007211767195?l=pomaktarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/feeds/1604281007211767195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6151760311435619137&amp;postID=1604281007211767195' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/1604281007211767195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/1604281007211767195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/2008/12/ekslavonlar.html' title='Ekslavonlar'/><author><name>Pomak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05442413693048551903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SdyrmIXELYI/AAAAAAAAAWE/PS1xlF-yCr0/S220/ikenar....jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6151760311435619137.post-2301941234294575543</id><published>2008-12-30T17:40:00.000+01:00</published><updated>2008-12-30T17:41:47.131+01:00</updated><title type='text'>Bulgaristan-Yunanistan-Türkiye çıkar üçgeni</title><content type='html'>Siyaset Bilimci Emil Mintchev’e göre, 20. yüzyılda Bulgar, Yunan ve Türk politikasının oyuncağı durumuna gelen Pomakların sorunlarının çözümü, Avrupa Birliği'ne kadar uzanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pomakların sorunlarının çözümü de, Avrupa kapılarından geçiyor. | Bulgaristan ile Yunanistan arasındaki dağlarda ve vadilerde yaşayan ve onyıllardır neredeyse unutulma noktasına gelen Pomaklar, sınırların açıldığı, demokrasinin daha geniş kitlelere ulaştığı bu yeni çağdan, dini ve kültürel kimliklerini "onaylatarak" yararlanma çabasındalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süre Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye arasındaki çıkar çatışmaları üçgeninin ortasında kalan Pomaklara şimdi, trajik tarihin izlerini ve sınırları aşarak, köklerini araştırmak ve ortak Avrupa kültüründe kendine bir yer edinmek için yeni olanaklar doğuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayıları Bulgaristan’da yaklaşık 200.000–250.000’i, Yunanistan’da 36.000–40.000’i, Türkiye’de ise yaklaşık 300.000’i bulan Pomaklar, Müslüman olmaları ve Bulgarca konuşmaları nedeniyle 19. yüzyıldan bu yana Yunanistan, Bulgaristan ve Türkiye arasında üç taraflı politik çatışmanın içinde yer alıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eldeki koz: Pomaklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balkan Savaşları ve Birinci- İkinci Dünya Savaşları sırasıda Trakya’daki toprakların hangi tarafa ait olduğu konusunda Bulgaristan ve Yunanistan arasında çatışmalar yaşanıyordu. Ancak diğer yandan da Bulgar ve Yunan hükümetleri Pomakları, Türkiye'ye karşı - Türkiye her iki ülkede yaşayan Türk azınlıkların statüsü ile ilgili olarak kendilerini etkilemeye çalıştığı için- bir tür "koz" olarak kullanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri Birinci Dünya Savaşı’nın arifesinde, diğeri de 1975–1989 yılları arasında olmak üzere, Bulgaristan’daki Pomakları - ilk olarak isimlerinden başlayarak - “Bulgarlaştırmak” ve böylece onların dini ve kültürel bakımdan özel olan konumlarını ortadan kaldırmak için iki büyük girişimde bulunuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece bu azınlığın kimlik modeli bile her zaman doğrudan doğruya devletlerarası ilişkilerin etkisinde kaldı: Bir yandan hegemonyaya dayalı dış politika ve irredentizm ideolojisi (etnik bir grubun bütün üyelerinin tek bir devletin egemenliğinde yaşamaya zorlanması), diğer yandan da çoğunluk toplumu tarafından dışlanma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'ye karşı Yunan-Bulgar ittifakı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trakya'daki Türklerle birlikte Pomaklar, Yunanistan’da resmi olarak tanınan tek azınlık. Soğuk Savaş’ın ilk yıllarında, Bulgarlar düşman sınıfına alındığında, Pomaklar da “Türk” olarak tanımlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonraları Ankara ile gerilimler ön plana çıkınca, Yunanistan’da Pomaklarla Türkler de birbirinden ayrı tutulmaya çalışıldı. Örneğin “Pomakça” ders materyalleri kullanan “Pomak okulları” da işte böyle açıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atina, Rodoplar'daki ve Trakya’daki Müslüman azınlığı uzun bir süre boyunca "Türk" olarak tanımladığından, Ankara da kendini Pomak azınlığın sözcüsü ve savunucusu olarak görmek zorunda hissetti. Böylece Pomaklar, Yunan iç ve dış politikasının oyuncağı haline geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulgaristan’daki Türk azınlık partisinin (BRF), Pomaklar da dahil olmak üzere bütün Müslümanların siyasi temsilcisi olma girişimleri, Ankara’nın Pomaklar üzerindeki etkisinin artabileceği yönündeki Sofya’nın kaygılarına bir yenisini daha ekledi. Bu mesele hakkında her iki tarafın da duyduğu korkular, Sofya ile Atina arasında yeni temaslara yol açabilirdi; çünkü Yunanistan bir süredir Türkiye’nin Trakya ve Rodop Pomakları üzerindeki etkisini kısıtlamaya çalışıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözüm Avrupa'dan geçiyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla birlikte devletlerarası ilişkilerde Avrupalılaşma trendi, Bulgaristan ile Yunanistan’ın AB üyeliği, ayrıca Türkiye’nin tedricen AB’ye yaklaşması, yakından bakıldığında aslında gerçek anlamda birer çatışma olmayan çatışmaların anlamlı bir şekilde çözülmesinin en iyi garantisi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü Avrupalılaşma çerçevesindeki politik gelişmelere paralel olarak Bulgaristan ile her iki komşu devlet arasındaki ekonomik işbirliği de yoğunlaştı: Yunanistan, Bulgaristan’ın dört numaralı ticari ortağı ve en güçlü üçüncü yatırımcısı durumunda. Burgas-Dedeağaç boru hattı gibi bir dizi ortak proje, ekonomik bağları daha da yoğunlaştıracaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulgaristan’ın Türkiye ile de ekonomik ilişkileri gelişmekte: Rodoplar’daki “Gorna Arda” barajı ya da Orta Asya’dan gelerek, Türkiye ve Bulgaristan üzerinden geri kalan AB ülkelerine gidecek olan Nabuko gaz hattı gibi ortak projeler de, gelecekte bu noktada önemli rol oynayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunanistan ile Türkiye ise zaten, özellikle de enerji alanındaki ortak projelerin sunduğu fırsatlardan yararlanmak için, giderek daha çok birlikte çalışmaya eğilim gösteren -geleneksel- ticari ortaklar. Bu üç ülke, sınır bölgesindeki su baskınlarının başarıyla üstesinden gelebilmek için de, gelecekte daha sıkı işbirliği yapacaklar. Ancak burada söz konusu olan yer, Pomakların yaşadığı bölge.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkelerin sınırlarının açılmasının yanı sıra, ekonomik perspektifler ve yeni siyasi açılımlar da, hâlâ çok az tanınan bu halk için, -Avrupa’nın damgasını vurduğu- yeni bir geleceği garantileyen koşulları yerine getirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emil Mintchev&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almancadan çeviren Şebenem Sunar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://pomak.be"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6151760311435619137-2301941234294575543?l=pomaktarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/feeds/2301941234294575543/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6151760311435619137&amp;postID=2301941234294575543' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/2301941234294575543'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/2301941234294575543'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/2008/12/bulgaristan-yunanistan-trkiye-kar-geni.html' title='Bulgaristan-Yunanistan-Türkiye çıkar üçgeni'/><author><name>Pomak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05442413693048551903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SdyrmIXELYI/AAAAAAAAAWE/PS1xlF-yCr0/S220/ikenar....jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6151760311435619137.post-7859017958493934144</id><published>2007-04-27T23:27:00.001+01:00</published><updated>2007-04-27T23:27:29.236+01:00</updated><title type='text'>Bogomiller</title><content type='html'>BOGOMİLLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Yüz yıldan başlayarak Bizans 'ta bulunan din adamları, Bulgaristan 'da " Bogomiller " adı verilen yeni bir dinsel akımın gelişmekte olduğunu fark ettiler. Akımın kurucusu Bogomil (Tanrı 'nın sevdiği) adında bir köy papazıydı. Yaklaşık 930 yıllarında papaz Bogomil yoksulluk, alçakgönüllülük, dua ve tövbe ile geçen bir yaşamı vaaz etmeye koyulmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Yüz yıl ortalarında Bulgar Çariçesi Maria-Irena 'nin amcası İstanbul Patriği Theophilaktes, damadı Bulgar Çarı Petro 'dan iki endişe dolu mektup alır. Bu mektuplarda Çar, Bulgaristan 'da ortaya çıkmış yeni bir dinsel, ama Kilise karşıtı akımı anlatmakta ve bu akımla Nasıl bas edilmesi gerektiğini sormaktadır. Konuya eğilen Patrik, bu akımın Paflikyanlar 'ın yeniden canlanması olduğuna karar verir. 954 Tarihli yanıtında, bu akımı iyi bildiğini ve bu kişilerin Kilise öğretisine geri çağrılmaları gerektiğini yazar. Ancak Patrik 'in yanıtı, bu akımı alışılagelmiş bir sapkınlık olarak açıklamasına karşın, bunun Bulgaristan 'da yeni ortaya çıkısına şaşırdığını ve bundan pek etkilendiğini açıkça sergilemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bogomilizm 'den ikinci kez söz eden kişi bir Ortodoks Bulgar papazı olan Kozmas 'tır: " Çar Petro 'nun zamanında Bulgaristan 'da Bogomil adlı bir papaz yasıyordu. O, Bulgaristan 'a sapkınlığı eken ilk kişiydi ". Kozmas, bu satırları içeren ve 977 yılında kaleme aldığı risalesinde, Bogomilizm 'in yeşermesine olanak sağlayan Ortodoks Kilisesinin tembellik ve savurganlığına çatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bogomil 'e göre dünya kötüydü, çünkü İsa 'nın kardeşi ve Tanrı 'nın diğer oğlu olan " Satanael " (Şeytan) tarafından yaratılmıştı; Şeytan, Eski Ahitteki kıyıcı Tanrı " Yehova "dan başkası değildi. Büyük olasılıkla Bogomil, 6. ile 10. yüzyıllar arasında Anadolu 'da yaygın olan Paflikyanlar 'in ve Messalianlar 'in düalist inançlarından etkilenmişti. Bogomil akiminin inanışlarına göre Ortodoks kilisesinin törenleri, kutsal eşyalar ve ikonalar, Aslında Şeytan tarafından yaratıldıkları için anlamsız ve yararsızdılar; Haçtan da nefret etmek gerekliydi, zira İsa Haçın üzerinde işkence çekmiş ve öldürülmüştü; Geçerli olan tek dua, gece ve gündüz dörder kez yinelenmesi gereken " Bizim Babamız " duasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bogomiller 'in kozmolojik ilkeleri arasında Baba ile iki oğlu önde geliyordu. Baba süper kozmik yörelerde, İsa göklerde, Satanael adlı büyük oğul dünyada egemendiler. Satanael adı, " Tanrı 'ya karşı gelen " anlamına geliyordu. Çoğu Düalist topluluklar her iki oğlu da, küçüğünü sevgiden büyüğünü ise korkudan, yüceltiyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paflikyanlar 'in Şeytanı Tanrı 'nın büyük oğlu olarak gördüklerine dair bir kanıt yoktur. Bu nedenle söz konusu öğretinin kökeni doğrudan Bogomiller'e dayandırılır. Doğal olarak Bogomiller, hiç kuskusuz Şeytanin kötülük ortakları olarak toprak ağalarını ve soyluları görüyorlar; yeryüzünün tüm mallarını ve zenginliklerini reddediyorlardı. " Eğer iyi bir Tanrı varsa, kötülükler nereden geliyor? " İste Bogomiller'in yanıt bulmaya çabaladıkları soru buydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. ve 10. yüz yıllarda Trakya 'daki koşullar feodalitenin gelişmesine elverişliydi. Küçük toprak sahibi köylülerin aleyhine güçlü bir feodalitenin boy vermesi, köylü sınıfının sefaletine neden olmaktaydı. Bölgenin sahne olduğu sürekli savaş durumu halkın omuzlarına her gün artan vergiler yüklemekte, yoksulluğa düsen köylüler bir koruyucu (prostasia) aramak zorunda kalmaktaydılar. Aşırı ölçüde sert geçen 927-928 yılı kişini izleyen korkunç bir kıtlık ve veba ile birkaç yıl yinelenen kötü hasat, feodal sınıfa halka ait toprakları olabildiğince düşük fiyatlarla ya da birkaç besin maddesi karşılığında satın alma olanağını vermişti. Bu ekonomik koşullar hiç kuskusuz Bogomil propagandasının yayılmasına yardımcı olmaktaydı. yaygın sefalet, bir yandan Bogomiller 'in çağrısına uygun zemin hazırlarken, diğer yandan gelişen bir feodalitenin oluşmasını hızlandırıyordu. Tüm kudret ve zenginlikler bir azınlığın elinde toplanıyordu. Bu sosyal dengesizlik Bogomiller 'in sert karşı çıkışlarına yol açmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bogomil inancının sosyo-politik temeli, Bulgar köylüsünün toprak ağalarına karsı gelişen tepkisi olmuştur. Bu tepki yadsıyıcı, olumsuz, bozguncu bir tepkiydi ve hiç kuskusuz Çar Petro ve oğullarının dönemlerinde Bulgaristan 'ın gerilemesine yol açmıştı. Kozmas 'ın risalesini yazdığı dönemde Bogomilizm yeni gelişen bir akımdı ve kısa süre önce Bizans İmparatoru Yohan Tzimises, Philippopolis (Filibe) civarındaki yörelere Paflikyanlar 'ı göçe zorlamıştı. Bu bağlamda, hoşnutsuzluk yaratan ekonomik durumun ve yörede aniden ortaya çıkan düalist Paflikyan inançlarının Bogomilizm 'in temelini oluşturduğu düşünülebilir. Genel kural olarak Bogomil öğretisi, Gnostik akımlardan aktarılmış düalizm ile olabildiğince tam uygulanması istenen Hıristiyan öğretisinin arasındaki gizli ya da açık karsılaştırmalarda belirginleşiyor. Bir akımın ilerleyip gelişmesi, yalnızca diş etkiler ve üyelerinin ateşli çabalarıyla açıklanamaz. Ortam elverişli, insanlar etkilenmeye hazır olmalıdır. Bu koşullar, o dönemde Bulgaristan ve Bosna 'da yeterince bulunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bogomiller ne et yiyorlar, ne de şarap içiyorlardı; evliliğe de karsıydılar. Topluluklarında hiyerarşik bir düzen yoktu. Birbirlerine günah çıkartıyorlar, birbirlerini affediyorlardı. Zenginleri eleştiriyorlar, soyluları aşağılıyorlar ve sıradan insanları, edilgin bir direniş göstererek, efendilerine bas kaldırmaya davet ediyorlardı. Bogomil akiminin basarisi, Kilisenin zenginlik ve ihtişamı ile papazların değersizliklerinin yarattığı düş kırıklığından kaynaklanan toplu bir adanmışlıkla açıklanabilir. Ancak asil etken, giderek yoksullaşan ve toprak köleliğine bile razı olan Bulgar köylülerinin, toprak sahiplerine ve Bizans işbirlikçilerine duydukları nefretti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortodoks inançlarına bu denli karsı çıkan bir öğretinin, ister istemez bölgenin sosyal yaşamının tüm öğeleri üzerinde önemli yankıları olmuştu. Özellikle Kilise ile Devlet çıkarlarının böylesine iç içe olduğu bir dönemde Ortodoks inancının reddi, kaçınılmaz olarak yasalara bir başkaldırı ve toplumsal düzenin tümüne yöneltilmiş bir meydan okumaydı. Bogomiller halkı sivil itaatsizliğe çağırıyorlardı: efendilerine itaat etmemeyi, zenginleri hor görmeyi, Çardan nefret etmeyi, Çar 'a hizmet edenleri alçak olarak değerlendirmeyi, soyluları gülünç duruma düşürmeyi, her ırgata ağası için çalışmayı reddetmeyi öğütlüyorlardı. Bu sosyal anarşizme karsı Kilise, siyasi yetkenin kutsallığını ileri sürerek karsı çıkmaya çabalıyor, Çar ve soyluların Tanrı tarafından görevlendirildiklerini ileri sürüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu toplumsal anarşizmin rolü abartılarak, Bogomiller Ortaçağın komünistleri gibi değerlendirilmemelidir. Bogomilizm 'in eşitlik ilkesi, yoksulluk ve ahlaki saflık arayışlarından türemiştir. Feodaliteye karsı savaşımları adeta Yılık ve Kötülük arasındaki kozmik savasın toplumsal düzeye oturtulması gibidir. yalnızca bu anlamıyla bile Bogomilizm, feodalitenin gelişimine karsı koymuştur ama, esas olarak hiçbir zaman bir politik akım biçimine dönüşmemiştir. Bogomiller her şeyin üstünde dinsel vaizler olarak kalmışlar, sivil işlevlere ilgi duymamışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gönüllü yoksullukla birlikte, çalışmanın Bogomiller tarafından hor görülmesi, gezgin keşiş tipini ortaya çıkarmıştır. Bu nitelik, Paflikyanlar 'dan çok Messalianlar 'a özgüdür. Bogomiller 'in edilgin tutumları, onları Paflikyanlar 'dan ayıran en önemli özellikleridir. Bogomiller 'e verilen diğer bir ad olan ve Türkçe " torba " sözcüğünden türemiş olan " Torbeshi ", gezgin Bogomil keşişlerinin omuzlarına astıkları ve içine aldıkları sadakaları koydukları torbadan kaynaklanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde Torbeshi adı, Makedonya 'nın Müslüman Bulgarları olan Pomak 'lara verilen bir addır. Bizans İmparatoru II. Basil 'in 1018 yılında Bulgaristan 'ı fethinden sonra, birçok Bulgar soylusu zorla İstanbul 'a yerleştirilmişti. Bu soylular ve hatta Bazı Bizanslı papazlar tarafından kabul edilen Bogomilizm kendi teolojisini geliştirme çabasını sürdürdü. Ne var ki, bu teolojik çabalar sonunda Bogomil akımı ikiye bölündü. Şeytanin yetkesini kabul ederek, onu ezeli ve mutlak bir Tanrı olarak görenler " Dragovitsa Kilisesi " adıyla örgütlendiler (Dragovitsa, Trakya ile Makedonya sınırı üzerinde bulunan bir köyün adıydı). Şeytani İsa 'nın kötü kardeşi olarak gören eski Bogomiller ise " Bulgarlar " adını aldılar. Dragovitsa kolunun mutlak bir düalizmi, Bulgarların ise ilimli bir düalizmi savunmalarına karşın, iki grup birbirine hoşgörü ile bakmaktaydı. Bu dönemde Bogomilizm hızlı bir atılım gösterdi ; üyelerinin sayısı artarken, Anadolu ve Balkanlar 'da yeni topluluklar oluştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. Yüz yıl sonlarına doğru Bogomil toplulukları içinde hiyerarşik bir yapı gelişmeye başladı: rahipler ve inananlar birbirinden ayrıldı. Dua ve oruç, kesinlikle uyulması zorunlu uygulamalar haline geldiler; giderek törenlerin sayısı ve ayrıntısı arttı. Bir köylü hareketi olarak başlayan akım, 12. yüz yıl sonlarında, ayrıntılı törenleri ve Hıristiyanlıktan giderek uzaklaşan düalist eğilimleri olan bir manastır tarikatı biçimine dönüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. Yüz yılın başlarında, Bogomiller 'i baskı altına almak amacıyla Kilise örgütlenmeye koyuldu. Bunun üzerine Bogomiller Balkanların kuzeyine çekildiler. Buradan yola çıkan Bogomil misyonerleri Dalmaçya, İtalya ve Fransa 'ya kadar yayıldılar. Bazı dönemlerde Bogomilizm, devlet düzeyinde de başarılar kazandı. Örneğin; 13. Yüz yılın ilk yarısında Ban Kulin (1180-1214) yönetimi sırasında Bulgaristan ve Bosna 'da resmi din olarak kabul gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bogomilizm 'in tüm tarihi boyunca sürdürdüğü bir başka belirgin özelliği ise, değişkenlik ve koşullara uyum sağlama yeteneğidir. Bu bağdaştırmacı nitelik, onlara çağrı etkinliklerini sürdürebilme ya da baskıları atlatabilme fırsatını tanımaktaydı. Bogomiller, diğer dinlerle ya da din dışı akımlarla bağdaşmaktan çekinmezlerdi. Bu eğilim zamanla daha belirgin biçime dönüştü ve 13. Yüz yıldan başlayarak Bogomilizm daha sik olarak Paganizm, büyü ve batıl inançlar ile iç içe geçti. Bu durum, herhangi bir sapkınlığı Bogomilizm olarak damgalayan Ortodoks eğilimini haklı duruma getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14. Yüz yılda Bogomilizm giderek etkisini yitirdi ve Osmanlıların Bulgaristan 'ı (1393) ve Bosna 'yı fethetmelerinden sonra (1463) Bogomiller 'in büyük çoğunluğu İslam dinine geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa Bogomilizm 'in dinsel etkileri uzun süre devam etti. Güneydoğu Avrupa 'da Bazı Bogomil inanç ve kavramları " Apokrifalar " (gizli ya da aslı olmayan İnciller) aracılığı ile yayılmayı sürdürdü. Ortaçağ süresince bu bölgede bir kaç Apokrifa, Jeremias adında bir Bogomil papazının adı ile bağlantılı biçimde elden ele dolaşmaktaydı. Ne var ki, bu kitapların hiçbiri Aslında Jeremias 'a ait değildi. Örneğin; tüm Ortaçağ Avrupa 'sında iyi tanınan " The Wood of the Cross " (Haçın Tahtası) adlı Apokrifa, Gnostik kökenli " Nicodemus İncili "nden alınmaydı. " İsa Nasıl Rahip Oldu " adındaki bir diğer Apokrifa, Bizanslılarca uzun zamandan beri biliniyordu. Bogomiller, bu eski metinlere düalist unsurlar eklemişlerdi. " Haçın Tahtası " adlı Apokrifanin Slovence çevirisi " Tanrı dünyayı yarattığı zaman, yalnızca kendisi ve Satanael vardı… " diye başlamaktaydı. Bu kozmogonik motifin çok yaygın olduğu bilinmektedir, ancak Güneydoğu Avrupa 'daki Slavca uyarlamalarda Şeytanın rolü alabildiğine abartılmıştı. Kimi Gnostik tarikatların modelini izleyen Bogomiller, Şeytana verdikleri önemi abartarak, düalist yaklaşımlarını güçlendirme yolunu seçmişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzer biçimde " Adem ve Havva " adındaki Apokrifaya da Bogomiller, Adem ve Şeytan arasında gerçekleştirilen bir anlaşma hakkında bir bölüm eklemişlerdi. Bu anlaşma uyarınca, dünyayı yaratan Şeytan olduğu için, Adem ve soyundan gelenler, İsa 'nın gelişine kadar Şeytana ait olacaklardır. Bu temaya bugün bile Balkan folklorunda rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Apokrifaları yorumlama yöntemi " Interrogatio Iohannis " adlı tek otantik Bogomil metninde açıklanmaktadır. İsa ile İncilci Yahya arasında geçen bir konuşmayı içeren söz konusu metin engizisyon görevlileri tarafından Güney Fransa 'da Latince 'ye çevrilmiştir. Konuşmanın konusu dünyanın yaratılısı, Şeytanin düşüşü, Enoch 'un göğe yükselişi çevresinde geçer. Aslında metinde yer alan bir çok bölüm diğer Apokrifalardan ve " İncilci Yahya 'nın Soruları " adında 12. yüz yıla ait Slavca bir yapıttan alınmıştır. Halbuki, anlatının özündeki teoloji tümüyle Bogomil inançlarını yansıtmaktadır. Yine de bu metnin özgün bir Bogomil yapıtı mi, yoksa Yunanca 'dan bir çeviri mi olduğu hakkında kesin bir yargıya varılamaz. Öğreti açısından bu yapıtın büyük olasılıkla eski Apokrifalardan yola çıkılarak Bogomiller tarafından derlendiği söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli olan Bogomil Apokrifalarının birkaç yüz yıl boyunca halkın dinsel inançları üzerinde oynadığı roldür. Bogomilizm 'le Şeytana verilen önem, Tanri 'nin edilgenligi ve anlaşılmaz aldırışsızlığı – tüm bu unsurlar ilkel dinlerde de sıkça görülen " Deus Otiosus " motifinin ifadesi olarak düşünülmelidir. Bu inanışlara göre, dünyayı ve insani yaratan Tanrı, Yaratılısın sonuçları ile ilgilenmez, cennete çekilir ve yapıtının tamamlanmasını bir doğaüstü varlığa, yani " Demiurgos "a bırakır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. Yüz yılın başlarından itibaren İtalya, Fransa ve Güney Almanya 'da Bogomil misyonerlerinin etkinlik gösterdikleri biliniyor. Örneğin, bu misyonerlerin Orleans 'ta birçok soyluyu ve hatta rahipleri bile kendi inançlarına çekmeyi başardıkları tarih belgelerinde yer alıyor. Ne var ki, Fransa kralı Robert bunları ortaya çıkarmakta ve yargılamakta gecikmedi. Batının ilk düalistleri (sapkınlıkla suçlananlar) 28 Aralık 1022 tarihinde ateşte can verdiler. Yine de akım yayılmasını sürdürdü. Bu kez İtalya 'da yerleşmiş olan Bogomil temelli Katlar (Yunanca Katharos –saf, temiz- anlamına gelen bu isim 1163 yılından itibaren kullanılmaya başlandı) inancı Provence ve Languedoc yörelerine, hatta Pireneler 'e kadar misyonerler göndermeye başladı. Provence bölgesindeki topluluklar dört piskoposluk altında örgütlendiler ve 1167 yılında Toulouse 'da bir konsül toplandı. Bu konsüle İstanbul Bogomil piskoposunun katıldığı ve bu fırsattan yararlanarak Güney Fransa 'da birçok kişiyi kendi kökten düalizmine yönelttiği biliniyor. İşte böylelikle Bogomil öğretisi zaman içinde benzer düalist öğeleri içeren Katlar öğretisine dönüştü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6151760311435619137-7859017958493934144?l=pomaktarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/feeds/7859017958493934144/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6151760311435619137&amp;postID=7859017958493934144' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/7859017958493934144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/7859017958493934144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/2007/04/bogomiller.html' title='Bogomiller'/><author><name>Pomak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05442413693048551903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SdyrmIXELYI/AAAAAAAAAWE/PS1xlF-yCr0/S220/ikenar....jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6151760311435619137.post-7975331570898243810</id><published>2007-04-27T23:04:00.000+01:00</published><updated>2007-04-27T23:06:15.117+01:00</updated><title type='text'>Pomak Timras Cumhuriyeti</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_KYxVH8jdc3c/RjJzlMCM8jI/AAAAAAAAAGo/zDIItegq84o/s1600-h/Timrashkata+Republika.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5058232414213304882" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_KYxVH8jdc3c/RjJzlMCM8jI/AAAAAAAAAGo/zDIItegq84o/s320/Timrashkata+Republika.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;      Güneyde Kırmızı renkle yazılan köyleri, fikir edinilmesi için (yaklaşık konumlarda) ben yerleştirdim. Kesten (Kestencik), Kojari (Dericiler), Bouynovo (Nipli) katrancı köyleridir. Onların kuzeyindekiler de öyle. Bugün Yunanistan sınırlarında olup, mübadeleyle Türkiye'ye göçetmiş olan; Gorna/Dolna Halıköy, Ilıca, Şubilova, Leşten ve onların güneyindeki köylerde şu anda yerleşim yok. Mübadele öncesinde yaşayan nüfus ise tamamen Aren'di. Bugünkü Bulgar-Yunan sınırı, Leşten'in hemen doğusundan dikey bir çizgiyle 40-50 km güneye indikten sonra doğuya yönelir. Kesten'den doğuya doğru Edirneye kadar çekilecek hattın göney tarafında kalan Bulgar topraklarında da "Aren" köyleri vardır. (Gorna Arda, Dolna Arda, Smilyan vs.) Kabaca Aren &amp; Katrancı yerleşimlerini ayıran hattır bu. Mesela Dımoteka yakınlarında Seçek yaylasındaki Alevi Pomaklar Aren'dir. Batı Trakyadaki tüm Pomakların tamamına yakını da öyle...&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Pomak Timras Cumhuriyeti adını merkezini konumlandırdığı "Timraş" köyünden alır. Başkanı da yanlış hatırlamıyorsam "Mustafa Timrısi". Civar köylerin ileri gelenleriyle temsil edildiği, bir heyet tarafından yönetiliyordu. Pomakların göçebe demokrasisi kültürüne işaret ediyor bu. (Aile (aşiret) reislerinden oluşan bir heyet ve bu heyetin "eşitler arasında birinci" statüsüne sahip başkanı.).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyu özel olarak işleyen bir kaynak bilmiyorum. Genel olarak 93 harbi'ne değinen kaynaklarda kısaca değinilip geçilir bu konu. Türk kaynaklarında "Pomak Cumhuriyeti" adlandırmasından kaçınılır nedense (!?...).. Daha çok "Rodop Muvakkat(Geçici) Cumhuriyeti" demeyi tercih ederler. İçeriğe dokunmadan "Rodop Türkleri(?)nin şanlı direnişinden dem vurulur biraz. Kimbilir? belki de Pomaklara bir Cumhuriyetleri olduğu düşüncesini anımsatacak notlar tehlikeli görülüyordur. Ya da koskoca Türkiye Cumhuriyetine öncülük eden (ilkel, budala, çoban) "Pomaklar" fikri rahatsız ediyordur. Bilemiyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bense Türkiye Cumhuriyeti, hatta Türk Anayasa Hukukunun gelişimi açısından çok önemli bir deney olduğunu düşünüyorum. Osmanlının edilgen "Ümmet" toplumundan, "Egemen Ulus"a dayalı Cumhuriyet toplumuna yönelmede,. tabandan yükselen ilk taleptir bu... Kendini Hilafet saltanatının ellerine teslim edip, herşeye razı olma tavrından, kendi elleriyle kaderini çizmeye yönelik ilk toplumsal çıkıştır bu. Ardından Balkan Harbi dönemindeki "Muvakkat Batı Trakya Cumhuriyeti" ve Grebene Patriyotlarının mevzii direnişleri yaşanır. Bu sonuncularda İttihat ve terakki kadrolarının (Süleyman Askeri, Yüzbaşı Şükrü) öncü rolü dikkat çeker. (Pomaklardan alınan ilhamın yeniden ve bu kez iradi pratiklerde sınanma çabasına işaret ediyor kanımca.). Kurtuluş Savaşı'nın olabilirliğine kanıtlayan çok önemli pratiklerdir bunlar. İttihat Terakki ve Mustafa Kemal önderliğindeki Kurtuluş Savaşı kadrosu'nun düşüncelerini "kuvve'den fiile" geçirmeye yönelmelerinde bu öncü deneylerden alınan derslerin hayati rolü olmalıdır. Anayasa Hukuku açısından da Tanrı adına(Şeriat) Ferman kesen "Mutlak yetkili (idare) Hükümdar" a dayalı yönetim anlayışından; meşruiyetini tabandan alan ve dolayısıyla yetkileri taban iradesiyle sınırlı yönetim anlayışına geçişin ilk gerçek deneyidir. 1876 anayasası (meşrutiyet) toplumsal desteği olmayan kendinden menkul (tabanzsız) bir deneydir bu açıdan. 1908 (ikinci meşrutiyet) te asker-sivil bürokrat kadro dışında gerçek bir taban hareketi olarak görülemez. Kısacası bu küçücük "Pomak" deneyi; Gelecekteki Ulusal Egemenliğe dayalı yeni toplumsal yapının olabilirliğini çıkarmıştır ortaya... &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nitel önemi niceliğiyle ölçülemeyecek oranda fazladır kanımca.. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Alıntı&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6151760311435619137-7975331570898243810?l=pomaktarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/feeds/7975331570898243810/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6151760311435619137&amp;postID=7975331570898243810' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/7975331570898243810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/7975331570898243810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/2007/04/pomak-timras-cumhuriyeti.html' title='Pomak Timras Cumhuriyeti'/><author><name>Pomak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05442413693048551903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SdyrmIXELYI/AAAAAAAAAWE/PS1xlF-yCr0/S220/ikenar....jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_KYxVH8jdc3c/RjJzlMCM8jI/AAAAAAAAAGo/zDIItegq84o/s72-c/Timrashkata+Republika.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6151760311435619137.post-6795551449699440334</id><published>2007-04-27T10:35:00.000+01:00</published><updated>2007-04-27T10:37:00.694+01:00</updated><title type='text'>Balkan Müslümanlarının Türklüğü</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.bilimarastirmavakfi.org/makaleler_index.html"&gt;&lt;/a&gt;TÜRK'ÜN DÜNYA NİZAMI/BİLİM ARAŞTIRMA VAKFI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BALKAN MÜSLÜMANLARININ TÜRKLÜĞÜ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm Balkanlar'da, aslında etnik olarak "Türk" olmamalarına karşın, kendilerini "Türk" olarak gören ya da görmeye eğilimli büyük bir Müslüman nüfus vardır. Bu "fahri soydaşlarımız"ı bize bu denli bağlayan unsur ise Türk-İslam ahlakı ve Osmanlı mirasıdır.&lt;br /&gt;"Türko-İslami" tanımı gerek Balkan Müslümanlarının bizzat kendileri, gerekse onları "düşman" olarak gören Balkan milliyetçileri tarafından benimsenen bir tanımdır. Bugün başta Sırplar olmak üzere diğer tüm Balkan milliyetçileri, Boşnakları, Arnavutları ya da Pomakları, yani etnik olarak Türk olmayan ve Türkçe konuşmayan Balkan Müslümanlarını "Türk" olarak tanımlarlar. Bunun nedeni ise, etnik kökenleri ne olursa olsun, Balkanlar'daki tüm Müslümanların, aralarında yaşadıkları Hıristiyan uluslardan ayrı bir "millet" olarak algılanmalarıdır. Bu "millet"in ismi ise, her ne kadar etnik bir Türklüğü ifade etmese de, "Türk Milleti"dir. Florida Üniversitesi'nden Balkan tarihçisi Maria Todorova bu durumu şöyle açıklıyor:&lt;br /&gt;Balkan milliyetçiliği Ortodoks Hıristiyanların birliğini parçalarken, öte yandan tek vücut ve değişmez bir Müslüman cemaati imajı üretmiştir ve bunu da "millet" kavramı bazında görmektedir. Bir başka deyişle, Balkanlar'daki Hıristiyan halklar kendi aralarında milliyetçilik kıstasına göre ayrımlar geliştirirken, öte yandan Müslümanlara, sanki bu insanlar tek bir milletmiş gibi davranmışlar ve bu yönde bir söylem geliştirmişlerdir. Bu Hıristiyan uygulamasının en açık örneği, Balkanlar'daki tüm Müslümanlara, etnik kökenlerine göre bir ayrım yapmadan, "Türk" denmesidir. Bu, bölgede hala çok yaygın olan bir kullanımdır.&lt;br /&gt;Öte yandan, Balkan Müslümanlarının geneli de, milliyetçi söyleme adapte olmadıkları ve Balkanlar'daki ulus-devlet oluşumları tarafından dışlandıkları için, kendilerini ayrı bir "millet" sayan bir toplumsal bilinci bugüne kadar korumuşlardır.&lt;br /&gt;Todorova'nın da belirttiği gibi, Balkan Müslümanları için dini kimlikleri her zaman için etnik kimliklerinden çok daha öncelikli olmuştur. Bulgaristan'da durum böyledir; "Bulgar Müslümanları" olarak tanımlanabilecek olan Pomaklar kendilerini Bulgarlardan çok Türklere yakın hissederler. Bosna'daki durum daha da belirgindir; Sırplarla ya da Hırvatlarla tamamen aynı etnik kökene sahip olan ve aynı dili konuşan Boşnaklar, bu iki halkla hiçbir zaman bütünleşmemiş, kendilerini hep Osmanlı ekseninde görmüşlerdir.&lt;br /&gt;Balkan uzmanı Eran Frankel, aynı durumun Makedonya içinde de geçerli olduğunu vurgular. Frankel'e göre, "Makedonyalı Müslümanlar hiçbir zaman Makedonyalılık adına İslam'ı geri plana atmış ya da reddetmiş değildirler. Aksine, çoğu kez kendi Slavlıklarını reddetmişler ve Slav-olmayan bir İslam kimliğini benimsemişlerdir." Yine Frankel'e göre Makedonya'daki Müslüman Arnavutlar ya da Çingeneler, kendilerine Slav kimliğini benimsemektense, "Türk" olarak tanımlanmayı tercih ederler.&lt;br /&gt;İşte bu nedenle de, Türkiye'nin Balkan yarımadasındaki "uzantısı" olan halklar, yalnızca birkaç milyonluk Balkan Türk'ü değil, nüfusları 10 milyonu bulan Balkan Müslümanlarıdır. Çoğu etnik olarak Türk olmayan ve Türkçe konuşmayan bu insanlar, kendilerini aynı dili konuştukları Sırplardan ya da Bulgarlardan çok, Türklere yakın hissetmektedirler.&lt;br /&gt;Todorova, Türk-olmayan Balkan Müslümanlarının kendilerini Türklükle özdeşleştirme eğilimlerine gösterge olarak ilginç bir noktanın daha altını çizer: 20. yüzyıl boyunca Balkanlar'dan Türkiye'ye göç eden Slav Müslümanlar (Arnavutlar dahil), Türk kimliğini benimseyerek Türk toplumu içinde asimile olmuşlardır. Bu durum, Todorova'ya göre, "Osmanlı mirasının Türk etkisine dönüşmesinin açık bir örneğidir."&lt;br /&gt;Dolayısıyla Türkiye'ye düşen, Balkanlar'daki etnik ve dini mozaiği iyi analiz etmek ve bu mozaik içinde, kendi tarihsel kimliğine uygun bir strateji belirlemektir. Bunu yaparken etnik, dini ve kültürel değerlerin dünya siyasetinde her geçen gün daha fazla önem kazandığını, dünyanın giderek daha artan bir biçimde medeniyetler arasındaki ilişkilerle tanımlanacağını da hatırlamak gerekmektedir. Dahası, Balkanlar, etnisite, din ve kültür gibi kavramların en etkili olduğu bölgelerin başında gelmektedir. Bir başka deyişle, Soğuk Savaş sonrası dünyada, Türkiye Balkanlar'a bakarken kendi tarihsel ve kültürel kimliğini ön plana çıkarmalı ve bu kimliğe uygun bir strateji belirlemelidir.&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi tüm Balkanlar'da, aslında etnik olarak "Türk" olmamalarına karşın, kendilerini "Türk" olarak gören ya da görmeye eğilimli büyük bir Müslüman nüfus vardır. Bu "fahri soydaşlarımız"ı bize bu denli bağlayan unsur ise Türk-İslam ahlakı ve Osmanlı mirasıdır.&lt;br /&gt;Balkanlar'da kalıcı barışın inşa edilmesinin yolu Türk-İslam kültürünün devlet anlayışından geçmektedir. Bugün her türlü teknik, teknolojik ve askeri imkana sahip olan Batı, bölgeye sadece askeri güç yığınağı yapmakla yetinmekte, ancak bölge halklarının güvende hissedebileceği asayiş ve düzeni sağlayamamaktadır. Aksine yapılan dış müdahaleler bölgede yaşananları daha da karmaşık hale getirmekte, zulmün hızını ve şiddetini artırmaktadır.&lt;br /&gt;İşte bu nedenle Türkiye, Osmanlı kimliğine ve tarihine sahip çıkmakla yükümlüdür. Üstelik bu durum Türkiye için büyük bir stratejik avantaj da oluşturmaktadır. "Osmanlı" kavramı Türkiye'nin etkisini sınırlarının çok ötesine taşıyan büyük bir vizyonun adıdır. Bu Balkanlar'da olduğu gibi Ortadoğu'da da böyledir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6151760311435619137-6795551449699440334?l=pomaktarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/feeds/6795551449699440334/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6151760311435619137&amp;postID=6795551449699440334' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/6795551449699440334'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/6795551449699440334'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/2007/04/balkan-mslmanlarnn-trkl.html' title='Balkan Müslümanlarının Türklüğü'/><author><name>Pomak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05442413693048551903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SdyrmIXELYI/AAAAAAAAAWE/PS1xlF-yCr0/S220/ikenar....jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6151760311435619137.post-3294958728357789405</id><published>2007-04-23T12:32:00.001+01:00</published><updated>2008-07-19T11:04:18.604+01:00</updated><title type='text'>Kayıp(edilen) Kimlik POMAKLAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_KYxVH8jdc3c/RiyZ6E8Fi7I/AAAAAAAAAEY/hx9yNA3NSrM/s1600-h/folk_group.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5056585704667450290" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_KYxVH8jdc3c/RiyZ6E8Fi7I/AAAAAAAAAEY/hx9yNA3NSrM/s320/folk_group.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Pomaklar en genel tanımıyla ‘pomakça’ konuşan, slav kökenli Balkanların beş ülkesine(Bulgaristan-Yunanistan-Türkiye-Makedonya-Arnavutluk) yayılmış müslüman bir azınlıktır.&lt;br /&gt;Balkan tarihinin karışıklığınında mirası olarak Pomaklar’ın kesin ve uzlaşılan bir köken tespiti her ne kadar yapılamamışsa da (slav kökenli olmaları konusunda bir fikir birliği mevcuttur), tarih kitapları arasında geçen ve gözden kaçırılan bir gerçeklik vardır. Bu da yıllardır söylenen (Türk resmi söylemi) Pomaklar’ın Peçenek-Uz-Kuman Türklerinin devamı olduğunu boşa çıkarmaktadır .Bu da daha Balkanlara Türk göçü (10.asırdaki) yaşanmadan önceki büyük Slav göçüdür. Bu göçler esnasında balkanlara Bulgar kavimleriyle birlikte ve akraba olan bir başka kavim Ekslavonlar yerleşmiştir ve yerleştikleri bölge yıllar sonra Pomaklar adıyla çıkan gurubun anavatanı sayılan Rodoplar bölgesidir. Ekslavonlar incelendiğinde günümüzdeki Pomaklarla dil,kültür,fiziksel özellik bakımından tıpatıp aynıdırlar. Ekslavonların adının hiç geçmemesinin sebebi balkanlara geldikleri gibi Bizansa karşı savaş yürütmüş olmalarından kaynaklanıyor.Daha sonraki süreçlerde dinsel olarakta ortodosk hıristiyanlardan uzak bir inanış içerisine (bogomolizm) girmiş olmalarından kaynaklı kendi soydaşlarınca bile düşman ve yok edilmesi gereken bir kavim olarak görülmüştür.Bunların sonucunda da tarih kitaplarına hiç geçirilmemiş adeta yok sayılarak yok edilmek istenmistir.Taki Osmanlının bölgeye gelmesine kadar bu süreç böyle geçmiştir. Bu süreç içerisinde Bulgarlaşma sürecine girilmiştir. Fakat eksik kalmaktadır ve bu süreç krize girdiğinde Osmanlının balkanlara gelmesiyle daha da derinleşerek kırılma noktası oluşmuş oldu.&lt;br /&gt;Ana kütle olarak Ekslavon kavmi olmak üzere bir Pomak grubu ortaya çıkmaya başladı. Böylesi süreçler kartopu gibidir. Küçük bir çekirdek yuvarlandıkça büyür gayrı memnunları da yanına çeker., Gayrımemnuniyet eskiden gelebileceği gibi bazıları için çok sonralarıda ortaya çıkar. Osmanlı döneminde islamlaşmanın avantajları Bulgarlık açısından yeni bir gayrımemnuniyet zeminidir. Hazırda zaten yeni ismiyle bir Pomak(Ekslavon kavmi) oluşumu vardır ve bu yeni gayrımemnuniyetsiz kesimi de içerisine çekerek büyür.Özellikle Lofça yöresi Pomakları buna en gözel örnektir kanımca. Çünkü yaşayışları ve dilleri farklı, hayvancı olmaktan çok tarımcıdırlar. Kuzey Bulgaristandaki köyleri dere yataklarındaki verimli arazilerde çok önceden beri tarım yapıyorlardı. Bundan dolayı hayvancı Rodop halkından farklıdırlar.İşte bu kartopu gibi yuvarlanış, büyüme ve balkanlardaki bütün gayrımemnuniyetsizlerin bir Pomak kütlesi etrafında birleşmesi günümüzde yapılan köken tartışmalarını da çıkmaza sokmaktadır.Nedeni ise her kesimin(Bulgar-Türk ve Yunan) pomakların içine baktığında kendine dayanak çıkartacak malzemeler bulabilmesidir. Bir de buna devletler arası politik entrikalarının da girmesiyle daha da karmaşık hal almıştır. Bir Bulgar yazarı rahatlıkla Pomaklar içinde eriyen müslüman Bulgarlardan yola çıkarak tüm Pomak kütlesine Bulgar damgası vurmaktan rahatsızlık duymaz. Yine Yunanlılar, Pomakların içinde erimiş olma ihtimali yüksek olan eski trakların varlığından yola çıkarak Yunan kökenli sayabilmektedir ve Türk tarihçileri ilk önce bulgarlaşan fakat Osmanlının gelmesiyle bundan sıyrılıp Pomak kütlesine katılan Peçenek-Kuman-Uz kütlesine dayanarak PomakTürkleri diyebilmektedir. Bu kısa girişten sonra günümüzde neler dendiğine bir göz atmak gerekiyor ,ama yukarıdaki yaptığım kısa açıklama doğrultusunda yorumlayarak...&lt;br /&gt;Şimdi Pomaklar kimdir sorusuna çeşitli kaynakların verdiği cevaplara bir göz atmak gerekirse:&lt;br /&gt;1-İngiliz Balkan azınlıklar uzmanı Hugh Poulton:Bulgar Müslümanlarının dini bir azınlık olduğunu,ana dil olarak Bulgarcayı konuşan, fakat islami geleneklere bağlı Slavik Bulgarlar olduklarını yazmaktadır.&lt;br /&gt;2-F.Kanitz;’’Pomak’’sözcüğünün Slavca ‘’pomoçi’’(yardım etmek)fiilinin ‘’pomagaçi’’(yardımcı) biçiminden geldiğini ve Pomaklar’ın Osmanlı akıncı beylerine yerel savaşlarda ve fütühatlarında devamlı olarak ‘’yardımcı’’lık yaptıkları için bu adı aldıklarını ileri sürüyor. Pomagaçi, Balkan lehçesinde ‘’pomağa’’,daha sonra ‘’Pomak’’ şeklini almıştır.&lt;br /&gt;3-Ischirkoff ve F. Bayraktareviç: Pomaklar’ın yoğun yaşadığı Rodoplar’da halkın,kendisini Achiryani veya Agaryani diye adlandırdıklarını yazıyor.(Türkiyede de Trakya bölgesinde Agren Pomak ları adıyla anılan bir pomak kesimi mevcut). Bu sözcüklerin Bulgarca’da hiçbir anlamı yok. Ama Milattan üç-dört yüzyıl önce eski Yunanistan’da yaşayan bir etnik grup;’’Grek Agriyani’’ olabilir. Pomakça’daki sözcüklerin yalnızca yüzde 5’i Yunanca’yı içeriyor.&lt;br /&gt;4-Bulgar edebiyatında önemli bir yeri olan Veda Slavena adlı aserlerdeki öykülerin birçoğu, Rodoplar havzasında geçiyor ve Pomaklar’ın eski Trak kavimlerinden geldikleri,inançları,gelenekleri anlatılıyor. Trakya’ya adını veren Traklar, MÖ 2000-3000 yıllarında bu bölgede kabileler halinde yaşıyorlardı.&lt;br /&gt;5-Genel Türk resmi tarhihçileri ve milliyetçi görüşler pomaklar’ın XI . ve XII . yüzyılda Ukrayna ve Romanya üzerinden Balkanlara inen Kuman ve Peçenek Türkleri’nin soyundan günümüze uzanan bir geçmişi olduğu savunulur. Günümüzdede yazılarında ‘’Pomak Türkleri’’ adlandırması kullanılır.&lt;br /&gt;Görüleceği üzere çok karmaşık bir hal alan Pomaklar’ın köken tartışmaları uzun sürecek bir konudur.Burda asıl dikkat edilmesi gereken tek bir konu vardır aslında Pomaklar’ın binlerce yıl önceki kökenlerini araştırılırken günümüzde Pomak’lık ve de Pomakça dili bu tartışmalar çerçevesinde kaybolmakta ve hatta bilinçli olarak kaybedilmeye çalışılmaktadır. Elbetteki bu türlü çabalar sonuç almayacağı gün gibi ortadadır, günümüzde Pomaklar diye bir grup vede Pomakça diye konuşan birileri var mı buna bakmak bunu esas almak gerekir. Dil ve yaşadığı coğrafya bakıldığında vede fiziksel özelliklerden tutun da gelenek göreneklerin çoğunluğu slavik özellikler taşıdığı görülecektir.&lt;br /&gt;Bu çerçevede şu tür yaklaşımlarda mevcuttur: ‘’Pomaklar slav asıllıdır" iddiasını kabul etmeden önce çok daha fazla bilgiye ve kanıta ihtiyacımız var ‘’deyimi tamamen ters.&lt;br /&gt;İşin gerçeği şu(Türkiye de) bazı Pan-Türkist milliyetçi yazarların iddiaları bir yana; bölgedeki ülkelerin tamamı ve Türkiyedeki akademik kaynaklar başta olmak üzere dünyanın bütün ileri gelen akademik kaynakları Pomakların Slav asıllı müslümanlaşmış bir grup olduğunu peşinen kabul ettiği halde,süreç tam tersine ilerliyor. Pomakların slav asıllı,balkanlı bir topluluk olduğuna ilişkin deliller süratle ortadan kayboluyor,kaybediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ibrahim Kenar&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6151760311435619137-3294958728357789405?l=pomaktarihi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/feeds/3294958728357789405/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6151760311435619137&amp;postID=3294958728357789405' title='18 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/3294958728357789405'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6151760311435619137/posts/default/3294958728357789405'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://pomaktarihi.blogspot.com/2007/04/kaypedilen-kimlik-pomaklar.html' title='Kayıp(edilen) Kimlik POMAKLAR'/><author><name>Pomak</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05442413693048551903</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_KYxVH8jdc3c/SdyrmIXELYI/AAAAAAAAAWE/PS1xlF-yCr0/S220/ikenar....jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_KYxVH8jdc3c/RiyZ6E8Fi7I/AAAAAAAAAEY/hx9yNA3NSrM/s72-c/folk_group.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>18</thr:total></entry></feed>
